Merhaba. Ben Aras Karabıyıkoğlu. Herkes gibi yaşıyoruz işte. Öğrenciyim, anlıyacağınız "Okuyyom ben ya". Öyle yani.
Benimle mail yoluyla iletişim kurabilirsiniz.
Televizyoda bir çok program var. Yazıya giriş için ne harika bir tespit! Bu programların bir çoğu haliyle insanlar üzerine. Mükemmel bir tespit daha. En çok konuşulan da bu insanların günlük-haftalık-aylık-yıllık sevişme miktarları, kimle seviştikleri ve ne kadar seviştikleri. Reyting alan bu.
Daha fazla reyting için oynanan bir oyun var, kumar gibi bir şey. Oyun şöyle, insanların sevişmesinden bahsederken seks,öpüşme,sevişme gibi kelimeleri kullanmak yasak. Bu kelimeleri kullanırsan 10 puan ceza hanenize yazılıyor ve bir de seyirci adı verilen topluluk sizi göstererek “aaa” diyor. Söylediğiniz kelimeye göre gazetelerin web-sitelerinde manşet olabilirsiniz. “Seks dedi”. Sanki seksi icat etti… Unutmadan, bu oyunun kumar gibi olduğu söylemiştim. Bundan dolayı seks demek size artı puanda kazandırabilir. Seks filan diyip riske girmek istemeyenler tüm bu olaylara başka bir isim veriyor. Aşk. Hemen örnek, medyatik iki isim bir ay sevişip ayrıldıysa bu bir aylık aşk yaşamak oluyor. İki aşk arasına biraz zaman girerse taraflar için acemi aşık,aşk acısı yaşıyor deniyor.Zira kural bu. Asıl söylenmek istenen ise, erken boşalıyor, iktidarsız, vajinimus problemi var, kuş ötmüyor gibi şeyler.
Bu oyunun sonunda banka kazanıyor. Konu edilenler kazanıyor. Banka oturduğu yerden, diğerleri ise “yattıkları” yerden kazanmış oluyor böylece. Olay seyirciye oluyor.
Bende bu yazıyla bu oyuna ufakta olsa girdim. Bakalım yorumlar nasıl olacak.
Uykusuz’un bu haftaki sayısını okuyanlar bilir, Ersin Karabulut burnuktan bahsediyor. Okuyuculardan da rica etmiş Google’da burnuk diye arayınca daha çok sonuç görmek istiyorum demiş. Kırar mıyım ben seni a benim kara kaşlı kara gözlü çizerim.
Sizin aklınıza ne geliyor burnuk diyince?
Demir’in son yazısı, bu, benim yazım da onun üzerine.
1,5 yıl sonra Boğaziçi’nin çimlerinde olacaksın. Gerçekten bunu mu istiyorsun? 10 yıl sonra bir genel müdür mü olmak istiyorsun? Canı istediğinde binlerce işçinin işine son veren, doğayı katleden, insanları kullanan, paraya tapan bir şirketin genel müdürü olmak istiyor musun gerçekten? Ya da bunlara hizmet eden bir mühendis mi olmak istiyorsun?
“Peki ya ne olcağdı? Başka ne yapabilirim?” dediğini duyar gibiyim.
Bilmiyorum. Azla yetinmeyi bilip farklı alanlara mı yönelmeli? Ya da başka bi şey mi yapmalıyız?
Çok fazla soru sordum ama hiç birinin cevabını veremiyorum.
İnsanın en büyük sınavı bu. Lükslerini elde etmek için bir canavara dönüşmeye razı mısın? Paraya tapan insanlara sormuyorum bu soruları. Siz zaten insan olma güdünüzü kaybetmişsiniz. Hayatımı, ailemi geçindirmek zorundayım bahanesinin arkasına sığınmış binlerce insan. Var olanı değiştirmeye cesaret edemeyen bir avuç korkak.
Böyle dediğime bakmayın, benim onlardan tek farkım şu yukarıdaki soruları sormam. Parayı, rahat yaşamayı elimin tersiyle itip aza kanaat edebilir miyim? Gaza gelip evet ulan demek kolay bu soruya. Fakat iş bunu gerçekleştirmeye geldiğinde… Tamamen kopabilir miyiz bu sistemden?
Sanırım bu bireysel bir iş değil. Biz insanlar cesur olmalıyız. Elimizdekini kaybetmeyi göze almalı, kaybettiklerimiz için savaşmalıyız. İnsan olmaktan kastımız hep bu değil mi zaten? Hep konuştuğumuz olay. Hep lafta kalan. Her kıraathanede, misafirlikte babalar tarafından konuşulan olay hani.
Kafamın karışıklığı yazıya da yansıdı. Ama söylemek istediğim, bir şeyler değişmeli. Yaptığımız, yapmaya çalıştığımız şeyler pek doğru gelmiyor bana. İnsanoğlunun hak ettiği de istediği de bu değil. Maalesef uyutuluyoruz, fark edemiyoruz.
Bu konularda konuşacak engin bilgim filan yok. Sadece gözlemlerimi anlatıyorum.
Dünya’nın sonu ne zaman gelecek? Bu son bir meteor mu olacak? Hiç sanmıyorum. Doyumsuzluktan, mutsuzluktan gelecek bu son. Kapitalizmin, popüler kültürün(herkesin popisi kendine tabi) sonucu.

Çevrenize bir bakın.
Ekonomik kriz var ve insanlar mutsuz.
İnsanlar birbirlerini mutsuz ediyorlar çünkü kendileri de mutsuzlar. Gülümsemek çok zor.
Daha fazlasını istiyoruz. Daha fazla para, mal-mülk, haftasonu Roma gezisi ya da yeni açılan restorantta pahalı bir akşam yemeği, daha fazlasını okumak. Doyumsuzuz.
Bilmem farkettiniz mi.
Büyük ihtimalle dikkatinizi çekmemiştir.
Belki bu olay sadece bir azınlık için geçerliydi ve her şey tesadüftü.
Bu 4 cümlenin “b” harfi ile başlaması gibi bir tesadüf.
Uzun süredir yürüttüğüm araştırmaya göre, bu araştırma sırasında bir çok genç ile çalıştım, gençlerin her yılın 4 ile 6. ayları arasında takıldıkları bir konu var. Hepsi birbirine bunu soruyor.
Tekrar ediyorum, her şey bir tesadüf olabilir.
Korkutucu bir tesadüf.
İşte size 21.yy gençlerini kullanmanız için bir fırsat! Yeni bir yöntem! Sadece 4 ile 6.aylar arasında kullanabilecek olmanız da işin heyecanlı tarafı.
Dediğim gibi, bütün gençler birbirine bunu soruyor. Kafaları karışık. Devamını okuyun »
Bildiğin Aşk-ı Memnu.
Cidden.
Bakın mesela;
Herakles, Roma Mitolojisi’nde Herkül, Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene’nin oğludur. Kadına aşık olan Zeus ona kocası kılığında yaklaşmıştır. Herakles’in Zeus’un çocuğu olduğunu anlayan Hera onunla sürekli uğraşmış ve ölümüne neden olmuştur. Herakles doğduğu günden itibaren tanrısal bir kuvvete sahiptir. Hera’nın gönderdiği iki zehirli yılanı öldürdüğünde henüz birkaç günlük bebektir.
Herkül olmuş Behlül, Hera olmuş Bihter. Halit Ziya Uşaklıgil olmuş Homeros. E tamam gerisi aynı.

Saçmalık değil, sadece hayal gücü.
*Alıntı Vikipedi’den.
i’ve never been so
colourfully-see-through-head before
i’ve never been so
wonderfully-me-you-want-some-more
and all i want is to keep it like this
you, me alone
a secret kiss
and don’t go home
don’t go away
don’t let this end
please stay
not just for today
Başka bir şeyler yazmak için oturdum, önce başlık “Seni Anlatmak” olsun dedim. Ama seni sana anlatmaya çalışıp da becerememekten korkup vazgeçtim. Sonra bir şeyler daha denedim. Olmadı. Ve dinlediğim şarkının ne kadar güzel olduğunu farkettim.
The Cure – From The Edge of The Deep Green Sea
Michael Jackson’s This Is It’i izlediyseniz dikkatinizi çekmiştir. Her şey sevgi ile diyor.
l.o.v.e

Aşk, dostluklar… Bunlar bambaşka duygular. İnsanları tanımak, farklı şeyler denemek, onlarla konuşmak, hayat öykülerini, müziklerini dinlemek…
Tüm bunlar dururken fizik çalışmalıyım diyorum Demircan’a.
“Kötü sistemin iyi çocuklarıyız biz diyor” sarışın dostum.
“Bir ölüm şarkısının, aşkı anlatan dizeleriyiz”diyorum.
“Benim laf araktı lan, seninki senin mi?”diyor.
“Tabi lan!”diyorum.
Sevgiyle yapıyorum bunları. Dostumla konuşurken sevgiyle, sevgilimle konuşurken hem aşkla hem sevgiyle… Hatta her şeyle…
l.o.v.e
Hakan sabah uyandı, kahvaltı filan etti. Ergendi, bir süre isyan etti.
Sonra “arkadaşlarımla bir kaç video çekeyim ve bunların bir kısmını Facebook’a eklerken bir kısmını çeşitli “gençlik” yarışmalarına göndereyim. Hangimiz daha çılgınız? diye yarışalım”diye düşündü.
Bu cidden yapılıyo. Büyük markalar sırayla yarışmalar düzenliyorlar. Hangimiz daha manyağız? diye yarışıyoruz işte onlarda. Ortada. Eğlenceli de bi iş ama kendi kendimize yapmıyoruz ki hacı. Benim canımı sıkan o. Yönlendiriliyoruz hep böyle.
Hayat işte.
Biz insanların yapması gereken bir şey var.
Oturup ağlamalıyız. Emin olun yapacak daha iyi bir şeyimiz yok.
Kaçırdığımız şey için, kaybettiğimiz şey için oturup ağlamak dışında yapabileceğimiz bir şey yok.
Çaresiziz. Abartmıyorum.
Yarım saat kitabınızı bırakın veya kardeşinizi okuldan yarım saat geç alın. Oturup ağlayın.
Tekrar ediyorum, abartmıyorum.
Dünya’nın gördüğü en büyük yıldız, en iyi dansçı, en iyi sanatçı.
Michael Jackson‘ın Londra konserlerini izleyemediğimiz için oturup ağlamalıyız. Bana inanmıyorsanız gidip This Is It‘i izleyin. Daha iyisi yok. Olamaz. İmkansız.
Kendi ağzıdan duyuyoruz filmde “Yapılmamış, görülmemiş şeyleri göstermeliyiz” ya da buna benzer bir şey işte. Gidip filmi bir görün. Sadece 2 haftanız var. Bana hak vereceğinizi düşünüyorum.
En iyiyi kaybettik…
Huzur içinde yat, Tanrı seni korusun…
Sosyoblog, ordan burdan bulduğu içeriği özgün hale getirip muhabbet tadında sunan bir blogdur.
Konusunu gündelik hayattan alan bu blogda Aras ve Demircan, farkına vardıkları ilginç bilgilerden, az bilinen şahane gruplara kadar kişisel beğenilerini dile getiriyor. Zaman zaman paylaşacak ilginç şeyler bulanlar da bloga konuk oluyor.