Matematiği seviyoruz ve arasıra makaleler karalıyoruz.
Bir kitap yazacak olsam mutlaka içine sadece bakmayı bilen gözlerin görebileceği bir şey gizlerdim. Hatta bunu blog yazılarımın bazılarında yapmıyor değilim. Ama bir gün o mükemmel insan çıkıp diyecek ki, “Şu yazına gizlediğin şu metni farkettim ve harikulade bir şeydi.” Böyle bir şey olmayacak tabi ki ama gizlemezsem olma ihtimalini de sıfıra indirmiş olurum, böyle yine de bir umut var, değil mi :)? (Şakaydı, şimdiye dek pek denemedim blog yazılarıma gizli metinler yerleştirmeyi :). Şimdiye dek.)

Bilen gözler diyordum. En azından benim gibi bakmayı bilen. Geçenlerde Enis Sınıksaran‘ın Şansın Matematiği kitabını okurken benzer bir şeye rast geldim. Kutsal kitap şifrelerinden bahsediyordu. Enis Sınıksaran‘ın kitapta referans verdiği programı kullanmayı başarabilsem daha ne şifreler yaratırdım da şimdilik bu sıcak yaz günlerinde sizi susatacak bir tanesiyle devam ediyorum.
Yazının ilk paragrafında bir şekilde “bira içme” metnini gizledim. Nasıl yahu derseniz kolayca görülebilmesi için şu noktalama işaretleri ve boşluklardan sıyrıldıktan sonra kalan yazımıza bir bakalım:

Mesaj kaygılı şifre oldu. Yanlış anlaşılmasın, birayı severim :).
Şimdi hikayemize giriş yapalım. Devamını okuyun »
Yazan: Demircan Çelebi
Kategori: Hayata Dair |Kişisel Beğeniler |Matematik
14 Mar 2010Bugün Pi günü. 3,14 ile başlayan pi sayısının günü (ki devam eden sonsuz basamağın hesaplanabilen kısmında kendini tekrar eden bir diziye rastlanabilmiş değil) 3. ayın 14. gününde kutlanıyor. Ayrıca sonraki basamaklara ithafen 1:59:26 ifadesine de pi saati, dakikası ve saniyesi denmiş.

Aynı zamanda ilginç tesadüf ki Albert Einstein’ın da doğum günü bugünmüş. Google da bu güne özel güzel bir logo hazırlamış.

Ancak benim derdim bunlar değil. Geçenlerde internette bir yerde pi sayısı karşıma çıktı, birkaç kez okudum, göz gezdirdim falan. 10 basamağını zaten ezbere biliyordum. 15-20 falan derken 75e kadar ezberledim. Sonra 150ye çıkardım.

Pi yalnızca rastlantısal bir basamaklar topluluğu değildir. Pi bir yolculuk, bir deneyimdir; pi’de var olan şiiri görmeye çalışmazsanız, onu öğrenmek size çok zor gelecektir.
Antranig Basman
Ezberlerken şöyle bir yöntem izliyorum. Önce basamakları 50şer sayılık dizilere ayırıp daha sonra bu 50likleri de 5erli 10 diziye bölüyorum. Sürekli 5 fazlasını daha ezberleyeceğimi düşünerek sayıları kafama alıyorum. Şimdiye kadar başarılıyım diyebilirim.
3 yıl önce bugün katıldığım bir sempozyumdan hatırladığım kadarıyla bu işle kafayı bozmuş çok fazla insan vardı. Onları bir araştırdım. Alexander Craig Aitken isimli bir profesör bir keresinde eğlencesine 1000 basamağını ezberlemiş. Ve benim yöntemimin tıpkısını kullanmış. (Aslında ben farkında olmadan onun yöntemini kullanmışım :)) En aşmış adam ise şu an 16 saat boyunca pi’nin virgülden sonraki 100.000 basamağını sayan Japon Akira Haraguchi.
Pi’nin virgülden sonraki 15-20 basamaktan ötesi hassas ölçümlerde dahi dikkate alınmayacak kadar küçükken neden 50 milyar basamağa kadar hesaplamaya çalışan matematikçiler var?
Bunun cevabı şu ki, pi ile ilgilenen matematikçilerin bazıları pi’nin derinliklerinde bir yerde bir mesaj taşıdığını düşünüyorlar.
-Carl Sagan’ın 1985′te yayımlanan Contact adlı romanından
“Matematikçileriniz onu tümüyle hesaplamak için uğraşmışlar (…) diyelim ki on milyarıncı haneye kadar. Başka matematikçilerin daha da ileri gittiklerini duymak sizi herhalde şaşırtmayacaktır. Sonunda -diyelim ki on ile yirminci hane arasında- bir şey olur. Rastgele değişen basamaklar yerine inanılmaz uzun bir süre boyunca sadece birler ve sıfırlar yer alır. (…)”
“Ya sıfırların ve birlerin sayısı? Asal sayıların bir çarpımı mı?”
“Evet, on bir asal sayının.”
“Bana pi sayısının derinlerinde gizlenmiş on bir boyutlu bir mesaj olduğunu mu söylüyorsunuz? Evrende birisi (…) matematik (…) yoluyla mı iletişim kuruyor? Pi’nin içine bir mesajı nasıl saklarsınız? O evrenin dokusuna işlenmiştir.”
“Aynen öyle.”
Kadın susarak ona baktı.
“Dahası var.” diyerek devam etti adam. “Başka herhangi bir aritmetikte olsa bir tuhaflık olduğunu fark edersiniz ama, sıfır ve birler dizisinin sadece on-tabanlı aritmetik içinde ortaya çıktığını varsayalım. Bu keşfi ilk yapan canlıların da on parmakları olduğunu varsayalım. Ne olduğunu görüyor musunuz? Sanki pi milyonlarca yıldır hızlı bilgisayarları olan on parmaklı matematikçilerin gelmesini beklemiş. Görüyorsunuz ki Mesaj bize gönderilmişti.”
Belki de inandıkları Yaratıcı Güç’ün mizahını doğanın içine gizlemiş olabileceğini düşünüyorlardır. Devamını okuyun »
Tamam kabul ediyorum, ilgi çeksin diye böyle bir başlık koydum. Bahsedeceğim şeyse Monty Hall Problemi olarak da bilinen bir matematik problemi. Amerika’da bir zamanlar yayımlanmış olan Let’s Make a Deal isimli yarışmanın sunucusu Monty Hall‘dan geliyormuş bu isim.
Şöyle basit ve popüler bir matematik sorusu var. Bir yarışmadasınız. Önünüzde de 3 kapı var. 2 kapının arkasında keçi, birinin arkasındaysa araba var. Amacınız elbette arabayı bulmak ve bir kapıyı seçiyorsunuz. Siz seçiminizi yaptıktan sonra, yarışmanın sunucusu -ki kendisi arabanın nerde olduğunu biliyor- arkasında keçi olan bir kapıyı açıyor. Ardından size diyor ki: “Şimdi dilerseniz kapınızı değiştirebilirsiniz, dilerseniz ilk seçtiğiniz kapıyı açalım.”
Arabayı bulma şansınızın en yüksek olması için ne yapmanız gerekir? Zira kapının ardındakileri bilen sunucu size ters psikolojiyle arabayı kaybettirmek istiyor olabilir.
Hatta kafanızda canlandırmaya çalışmayın, gelin direkt oynayın. Sunucudaki bir hatadan dolayı oyunu kaybetmişiz, o yüzden ingilizce versiyonu:
Bu soruyla çok yerde karşılaştım. Önce Ali Nesin‘in kitabında görmüştüm. Vos Savant‘ın matematikçilere karşı bu sorunun cevabını nasıl savunduğunu anlatıyor. Dünyanın En Zeki İnsanı Matematikçilere Karşı isimli bu yazıya göz atmanızı öneririm. Daha sonradan Ben Mezrich‘in Bringing Down The House (Mekanı Batırmak) kitabından uyarlanan 21 filminde bu sorunun olduğu bir sahneye rastladım. O sahne de şöyle: 21 filmindeki sahneyi görmek ve problemin çözümüne bakmak için okumaya devam edin.
Hep derler, istatistik, yalan söylemenin bilimsel şeklidir diye. Günlük yaşamımızda, konuşmalarımızda, sunumlarımızda, her yerde verileri kullanırız. Anlatılana ilgiyi artırır. Bir de bu veriler sayısalsa işin içine grafikler girer ki sormayın gitsin.
Hayatımız boyunca farkettiğimiz ya da bir yerlerden öğrendiğimiz yöntemler aslında bunlar. Bugün biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.
Sunumlarda en çok kullanılabilen yöntemlerdendir. Konuşmacı bir şeyler anlatırken arkasında kalan grafiğin içeriğine dinleyici pek de dikkat etmez. Sadece grafiğin şekli önemlidir. Bu noktada konuşmacı, dinleyicileri anlatmak istediğine ikna edecek yönde grafiklerini düzenleyebilir.

Birinci ve ikinci grafikteki veriler aynı. Artış sadece %2 iken, doğru kullanım ile çok daha keskin görünebildiğine şüphe yok.
Yalan söylemenin bir çok yolu var. Ancak konuşma esnasında bir sayı uydurarak bunu olağan bir şeymiş gibi aktarmak, inandırıcılığınızı artıracaktır. Devamını okuyun »
Yazan: Demircan Çelebi
Kategori: Kişisel Beğeniler |Matematik
25 Tem 2009Bu ayki Bilim ve Teknik dergisini elime aldım. Dergiye bir göz gezdirdim. İçinde hoş bir yazıya denk geldim. Yazıda kriptolojinin geçmişinden ve günümüze dek gelişiminden bahsediliyordu. Vigenére Karesi’nden bahsedilen kısmı dikkatimi çekmişti. Ben de Jül Sezar’ın Kutu Şifreleme Yönteminden sonra kriptoloji üzerine bu 2. yazıyı yazmaya karar verdim.
Vigenére Karesi (ya da Vigenere Tablosu, Vigenere Şifresi) 1553 yılında Giovan Battista Bellaso tarafından tanıtılmış 16. yüzyılın sonlarında Blaise De Vigenere bu yöntemi düzenleyip kullanmış. “Vigenere Karesi” ismi buradan gelmekte.
Kısaca tanımlamak gerekirse, düz metnin bir anahtar ile şifrelenmesinden ibaret. Şöyle ki: Devamını okuyun »
Yazan: Demircan Çelebi
Kategori: Hayata Dair |Matematik
17 Tem 200972 kuralı, hızlı finans hesaplarından nüfus artışına kadar, herhangi bir büyüme miktarını hesaplamada mükemmel bir zihinsel kısayol. İşte formül:
İkiye katlamak için gereken zaman = 72 / büyüme oranı
Bu formül finansal tahminler ve bileşik faiz hesaplarının doğasını anlamak için kullanışlı bir formül. İşte örnekler:
Yazan: Demircan Çelebi
Kategori: Kişisel Beğeniler |Matematik
6 Nis 2009Matematik ile tekrar merhaba. Uzun zamandır mathemagic ve Arthur Benjamin‘den bahsediyorum. Şuradaki yazımda yakın tarihte Arthur Benjamin’in Ted.com‘da yayımlanan şovunu Türkçe altyazı ile ekleyeceğimi söylemiştim. Ve çeviriyi yaptım. Bence matematikle ilgili değilseniz dahi bu mükemmel şovu kaçırmamalısınız.
Şovda önce hesap makineleriyle yarışıyor. Ardından 3 basamaklı sayıların karesini alıyor, ardından 4 basamaklıların. Arada izleyicilerinin doğum günlerinin haftanın hangi gününe geldiğini hızlıca söylüyor ve 5 basamaklı bir sayının karesini zihinden alarak sonlandırıyor. İşte video:
Düzenleme: Bu çevirim daha sonra Ted farklı dillerde altyazı desteği verdiğinde Ted.com’da yer aldı. Üstteki Ted’de yayımlanan çevirimdir, alttaki ise benim çevirip 1001 uğraşı ile (sonradan pek kolay bir yolunu bulmuş olsam da) video içine gömdüğüm altyazılara sahip orijinal video.
Matematik konulu yazılara aldığım geri dönüşler gerçekten çok memnun etti beni. Ben de bildiğim 1-2 bir şeyi daha paylaşmaya karar verdim bunun üzerine. Bu yazıda da “büyük sayıların küp kökünü almak” üzerine biraz konuşacağız. Hatta direkt başlayalım konuşmaya.
Öncelikle size çok sık bahsettiğim Arthur Benjamin‘in Türkçe alt yazılı bir şovunu yakında yayımlayacağımı söyleyeyim. Bu numarayı da yine ondan öğrendim.
Bir arkadaşınızı yanınıza alın. Hesap makinesini eline alıp iki basamaklı bir sayı yazmasını, ardından kübünü almasını isteyin. Örneğin size 74088 demiş olsun. Siz de hemen 42 deyiverin. Nasıl mı? Şöyle ki; Devamını okuyun »
Matematik‘ten gitmeye devam ediyoruz, bakalım nereye kadar. Yeni bir oyun öğrendim bu günlerde. Bu mükemmel oyunu Arthur Benjamin‘den öğrendim desem, artık şaşırmazsınız herhalde :). Çok keyifli geldi bana. Siz de arkadaşlarınıza yaparak onları biraz etkileyebilirsiniz.
Öncelikle tek basamaklı 6 adet sayı seçiyoruz. Sonra her adımda bu 6 sayıdan herhangi ikisini çarpıp, sonucu çarptığımız sayılarla topluyoruz. Yani sayılarımız (a) (b) (c) (d) (e) (f) ise, bir sonraki adımda örneğin, (a) (b) (d) (f) (c*e+c+e) yazıyoruz. Örnekle açıklayalım:
3 1 4 1 5 9
Sayılarını seçtik örneğin.
3 1 4 1 5 9
1 4 1 9 23 (3*5+3+5 = 15+8= 23)
1 9 23 9 (1*4+1+4 = 9)
1 9 239 (9*23 + 9 + 23 = 207 + 32 = 239)
9 479 (1*239 + 1+239 =239 + 240 = 479)
=9*479 + 9 + 479 = 4311 + 488 = 4799
İşte işin büyüleyici kısmı. Devamını okuyun »
Mathemagic serisiyle başladığımız matematik, ilgimi çeken konulardan biri olduğundan ara ara yine değineceğimi belirteyim. Bu yazıda size anlatmak istediğimse arkadaşlarınızı biraz etkilemek için, – günlük hayatta işinize de yarayabilir – yine Arthur Benjamin’den öğrendiğim takvim numarası. Bu yöntem ile size söylenen rastgele bir tarihin haftanın hangi gününe denk geldiğini hızlıca söyleyebilirsiniz. Tabi ki işin bazı incelikleri yok değil. Öncelikle yöntemi öğrenmeden önce öğrenmeniz gereken basit şeyler var. Şu şekilde:
Pazartesi – 1
Salı – 2
Çarşamba – 3
Perşembe – 4
Cuma -5
Cumartesi – 6
Pazar – 7
Bir de her ayın bir kod numarası olacak. Şu şekilde:
Ocak – 1
Şubat – 4
Mart -4
Nisan -0
Mayıs -2
Haziran -5
Temmuz -0
Ağustos – 3
Eylül – 6
Ekim – 1
Kasım – 4
Aralık – 6
Kolayca şu şekilde aklınızda tutabilirsiniz diyor Arthur Benjamin.
144, 12′nin karesi,
025, 5′in karesi,
036, 6′nın karesi,
146, nerdeyse(!) 12′nin karesi (: .
Bunları öğrendiğimizi varsayalım. 1900-2000 yılları arasını düşüneceğiz. Yılımızı, 1900+x şeklinde düşünmemiz gerekiyor. Örneğin 1983 denildiğinde x=83 oluyor. İşte matematik formülümüz geliyor: Devamını okuyun »
Sosyoblog, müzik, film, kitap, tasarım, matematik, edebiyat, trendler gibi konularda ilgimizi çekenlerin özgün halde muhabbet tadında sunulduğu bir blogdur.
Konusunu gündelik hayattan alan bu blogda Aras ve Demircan, farkına vardıkları ilginç bilgilerden, az bilinen şahane gruplara kadar kişisel beğenilerini dile getiriyor. Zaman zaman paylaşacak ilginç şeyler bulanlar da bloga konuk oluyor.