Kişisel Beğeniler kategorisi

Aslında tüm site buna dahil ama belli başlı bir kategoriye oturtamasak da (hatta bazen oturtsak dahi) hoşumuza giden her şey.

Manga: One Piece

Yazan: Kaan

Kategori: Dizi |Kişisel Beğeniler |Sanat

7 Ağu 2010

Daha önce yayımlamış olduğumuz Japonya’dan Dünya’ya: Anime ve Manga Çılgınlığı adlı yazımızın devamı olarak, popüler manga serilerinden One Piece‘ten bahsetmek istedim sizlere.

One Piece, Eiiçiro Oda adlı mangaka (Japonca’da manga çizenlere verilen isim) tarafından yazılan ve çizilen haftalık manga serisidir. Japonya’da haftalık Shonen Jump adlı dergide ağustos 1997′den beri yayınlanmaktadır. Manga serisi 23 ülkede 16 farklı dilde basılmaktadır ve anime serisi de 20 ülkede 13 dilde yayınlanmaktadır.

Seri, Luffy adlı başkarakterin hayali olan korsanlar kralı olmak üzerine kurulmuştur. Korsanlar kralı olabilmek için dünyanın en büyük hazinesi olan One Piece ele geçirilmelidir. Devamını okuyun »

Özyeğin Üniversitesi‘nde kaldığım süre boyunca oyun tarihinin gelişimi hakkında önemli bilgilere sahip olma imkanı buldum. Şimdi bu bilgileri sizlerle de paylaşıyorum. Paylaştığım bilgileri Momentum A.Ş’de çalışan Tolga Abacı’nın Oyun Haftası için hazırladığı sunumdan aldığımı belirtmeliyim.

1972 – 1976: Birinci Nesil

Siyah beyaz oyunların dönemi imiş. Şahsım adına, bu dönemin oyunlarına dair bir şey hatırlamıyorum. Discrete logic denilen oyuna özel devrelerin üretildiği bu dönemde televizyonda oynanan ilk bilgisayar oyunu ATARI Pong çıkmış. Bunun dışındaki oyunlar oyun salonlarındaki büyük makinelerde oynadığınız türdenmiş.

Dönemin oyunlarından bir kaç örnek:

Pong: Birinci Nesil Oyunlardan

Nesil 1: Atari Pong

Breakout: Birinci Nesil Oyunlardan

Nesil 1: Breakout

Gun Fight: Birinci Nesil Oyunlardan

Nesil 1: Gun Fight

Birinci Nesil Bilgisayar Oyunları: Donanımlar

Magnavox Odyssey, ATARI Pong ve klonları

1977-1984: İkinci Nesil

Bu dönemde siyah-beyaz oyunlardan renkli oyunlara geçildiğini görüyoruz. 8-bit mikroişlemci tabanlı makineler kullanımda. Oyunlar kartuşlar üzerinde bulunuyor. Bazı ünlü oyun firmaları bu dönemde kuruluyor:

  • Activision (1979)
  • Sierra On-line (1979)
  • Electronic Arts (1982)

Bu dönemin oyunlarını çoğunuzun hemen hatırlayacağına eminim, zira benim çocukluğumun bir kısmı bunlarla geçmiştir. İşte birkaç örnek:

Space Invaders: İkinci Nesil Oyunlardan

Nesil 2: Space Invaders Devamını okuyun »

Pazartesi gününden beri Bilgisayar Oyunu Atölyesi-II Programı için Özyeğin Üniversitesi’ndeydim. Kısaca bir bahsedeyim: Processing denilen ve Java’ya oldukça benzeyen ancak kolaylaştırılmış ve görsel yönü artırılmış bir programlama dili var. Özyeğin Üniversitesi‘nde bu dil ile oyun geliştirmeyi öğrenmenin yanı sıra, oyun tarihinin gelişimi ve yeni nesil oyun teknolojileri gibi konular üzerine de dersler aldık. Sınıf derslerinin yanı sıra, programlarken her takıldığımızda bizlerle bire bir ilgilenerek, mantığı açıklayıp cevapları çoğu zaman bize buldurmaları, öyle sanıyorum ki dili öğrenmemizde oldukça etkili bir yöntem oldu.

Özyeğin Üniversitesi yeni kurulmasına karşın öğretmen kadrosunun tanışabildiğim kısmı oldukça iyi bir izlenim bıraktı. Boğaziçi, Bilkent gibi üniversitelerden mezun öğretmenlerle konuşurken dahi zekalarını ve bilgili oluşlarını sezebiliyorsunuz. Programımdan dolayı pek fazla kampüsü gezme imkanı bulamadım ancak yemeklerinin güzel olduğunu söyleyebilirim :). Bizleri etkinlik boyunca gerek üniversitede, gerekse Öğrenci Konukevi’nde oldukça iyi ağırladılar. Araştırma ve burs imkanlarının genişliği sayesinde ileride Özyeğin Üniversitesi adını daha sık duyacağımızı tahmin ediyorum.

Bu değerli öğretmenlerle tanışma, güzel arkadaşlıklar edinme, Processing dilini öğrenme ve aralarda da bolca PS3 ile Wii oynama fırsatını yarattıkları için kendilerine çok teşekkür ediyorum. Benim için oldukça faydalı bir etkinlik oldu. Tekrarlanması halinde programlamaya ilgi duyan ve vakti olan biri kesinlikle kaçırmamalı. Robot programlama ile ilgili bir etkinlik düzenleme fikirlerinin de olduğunu duydum. Gerçekleşirse ve vaktim olabilirse ona da katılmayı çok isterim. Processing‘den de yakın zamanda bahsetmeye başlayacağım.

Daha önce şurada Houdini ile mükemmel animasyonlar hazırlanabildiğini söylemiştim. Bir de 4 saniyelik kısa bir animasyon yapmıştım. (Yazının sonuna onu da koydum.) Şimdilerde de can sıkıntısından modelleme yapmaya çalışayım dedim. Güzel olduğunu söyleyemem ama ilk deneme için fena değil gibi de geldi bana. Uç kısmını daha düzgün yapabilsem daha hoş olacaktı ama neyse artık. Şöyle bir kaşık yaptım:

Renault, doğayı iyileştirmeye yönelik değişim hareketini, WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Derneği) işbirliğiyle gerçekleştirdiği ‘Değişimin Resmi’ kampanyasıyla destekliyor.

degisiminresmi.com, Renault ile doğadaki değişim için çevresine değer veren herkesi işbirliğine çağırıyor. Sosyal mecralar kanalıyla doğaya duyarlılığını sergilemek isteyen tüm internet kullanıcılarına açık olan çevresel sorumluluk kampanyası, fotoğraf bağışlarının gerçek bağışlara dönüşmesiyle hayat buluyor.

Sitede yer alan büyük bir resim, kampanyaya katılanların fotoğraflarıyla bir mozaiğe dönüşerek tamamlanacak. Bağışlanan her bir fotoğraf karşılığında Renault, WWF Türkiye’ye doğanın olumlu değişimine katkıda bulunacak miktarda maddi bağışta bulunuyor.

14 Temmuz 2009 tarihinde bir kitap satışa çıkmıştı. Accidental Billionaries: The Founding of Facebook (Kazara Milyarder Olanlar, Facebook’un Kuruluşu) isimli kitap, 21 filminin senaryosu niteliği taşıyan Bringing Down The House (Mekânı Batırmak) kitabının da yazarı Ben Mezrich tarafından yazılmış. Facebook’un kuruluş öyküsünü konu alan kitap, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg hakkında değişik iddialar içeriyor.

Birkaç düşman edinmeden 500 milyon arkadaş sahibi olamazsın.

Mark’ın Facebook’u kız arkadaş bulmak için kurduğunu iddia eden kitabın yakında filmi de çıkacakmış. The Social Network adını taşıyacak filmin yönetmeni David Fincher imiş. Filmde Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’i Jesse Eisenberg canlandırıyor. Devamını okuyun »

Son günlerde ‘bir şeylerle meşgul olmalı ama ne ile’ diye düşünüyordum. Sonunda animeler ve mangalar hakkında bir yazı dizisi yazmaya karar verdim. Bu yazı dizisiyle anime ve manga ile ilgili bir bilgisi olmayanları bilgilendirmeyi ve dünyaca ünlü anime ve mangaları anlatmayı amaçlıyorum. Yazı dizisi şöyle olacak :

Japonya’da doğup Dünya’ya yayılan çılgınlık : Anime ve Manga

  • Ninja dünyasına giriş: Naruto
  • Bütün korsanlar bir hazinenin peşinde: One Piece
  • Vampirlerin efendisi vampirleri avlıyor: Hellsing

Umarım yazılar hoşunuza gider:

Anime ve Manga Çılgınlığı

Pokemon, Tsubasa, Ay savaşçısı, Yu-gi-oh… Hepimiz küçükken bu animelerden en az birkaçını izlemişizdir. Çocukken oynadığımız oyunlarda, karakterimizde çok büyük etkisi vardır bu animelerin. Peki nedir bu anime, nasıl başlamıştır, animelerin çizgi filmden farkı nedir?

Animeler genellikle mangaların televizyona veya sinemaya animasyon olarak uyarlanmasıdır. ‘‘Aman Kubilay ne yaptın! Animeyi tanımlayacağım dedin de manga ne ki acaba ? ’’ diyeceksiniz, haklısınız.

Manga, Japonca’da ‘Çizgi Roman’ anlamına gelen sözcüktür. Manga,  ”漫 man” (kaygısız, ilgisiz) ve “画 ga” (resim) birleşiminden oluşur. Naruto, One Piece, Bleach gibi dünyaca ünlü animelerin hepsi manga serisi olarak çıkmış sonra TV serisi haline getirilmiştir.

Dünyaca ünlü animelerden biri Naruto

Anime hakkındaki yanlış anlaşılmalar :

‘Ne animesi yahu bildiğin çizgi film işte!’ diyeceksiniz belki. Aslına bakarsanız yazının devamında işin eğrisini doğrusunu anlatıyorum.

Merhaba genç!

Garanti’den tam sana göre bi yenilik var. Extragenç dedikleri olay ile her ay pek çok  markada geçerli indirim çekleri, extragenc.com.tr‘de sinema, konser, maç bileti gibi birçok hediye kazandıran yarışmalar gibi pek çok fırsattan yararlanabiliyorlar.

Tek yapman gereken extragenc.com.tr‘ye girip kaydolup bu şahane hediyelerin keyfini çıkarmak.

Bugün Pi günü. 3,14 ile başlayan pi sayısının günü (ki devam eden sonsuz basamağın hesaplanabilen kısmında kendini tekrar eden bir diziye rastlanabilmiş değil) 3. ayın 14. gününde kutlanıyor. Ayrıca sonraki basamaklara ithafen 1:59:26 ifadesine de pi saati, dakikası ve saniyesi denmiş.

Aynı zamanda ilginç tesadüf ki Albert Einstein’ın da doğum günü bugünmüş. Google da bu güne özel güzel bir logo hazırlamış.

Ancak benim derdim bunlar değil. Geçenlerde internette bir yerde pi sayısı karşıma çıktı, birkaç kez okudum, göz gezdirdim falan. 10 basamağını zaten ezbere biliyordum. 15-20 falan derken 75e kadar ezberledim. Sonra 150ye çıkardım.

Pi yalnızca rastlantısal bir basamaklar topluluğu değildir. Pi bir yolculuk, bir deneyimdir; pi’de var olan şiiri görmeye çalışmazsanız, onu öğrenmek size çok zor gelecektir.

Antranig Basman

Ezberlerken şöyle bir yöntem izliyorum. Önce basamakları 50şer sayılık dizilere ayırıp daha sonra bu 50likleri de 5erli 10 diziye bölüyorum. Sürekli 5 fazlasını daha ezberleyeceğimi düşünerek sayıları kafama alıyorum. Şimdiye kadar başarılıyım diyebilirim.

3 yıl önce bugün katıldığım bir sempozyumdan hatırladığım kadarıyla bu işle kafayı bozmuş çok fazla insan vardı. Onları bir araştırdım. Alexander Craig Aitken isimli bir profesör bir keresinde eğlencesine 1000 basamağını ezberlemiş. Ve benim yöntemimin tıpkısını kullanmış. (Aslında ben farkında olmadan onun yöntemini kullanmışım :)) En aşmış adam ise şu an 16 saat boyunca pi’nin virgülden sonraki 100.000 basamağını sayan Japon Akira Haraguchi.

İlk soru

Pi’nin virgülden sonraki 15-20 basamaktan ötesi hassas ölçümlerde dahi dikkate alınmayacak kadar küçükken neden 50 milyar basamağa kadar hesaplamaya çalışan matematikçiler var?

Bunun cevabı şu ki, pi ile ilgilenen matematikçilerin bazıları pi’nin derinliklerinde bir yerde bir mesaj taşıdığını düşünüyorlar.

-Carl Sagan’ın 1985′te yayımlanan Contact adlı romanından

“Matematikçileriniz onu tümüyle hesaplamak için uğraşmışlar (…) diyelim ki on milyarıncı haneye kadar. Başka matematikçilerin daha da ileri gittiklerini duymak sizi herhalde şaşırtmayacaktır. Sonunda -diyelim ki on ile yirminci hane arasında- bir şey olur. Rastgele değişen basamaklar yerine inanılmaz uzun bir süre boyunca sadece birler ve sıfırlar yer alır. (…)”

“Ya sıfırların ve birlerin sayısı? Asal sayıların bir çarpımı mı?”

“Evet, on bir asal sayının.”

“Bana pi sayısının derinlerinde gizlenmiş on bir boyutlu bir mesaj olduğunu mu söylüyorsunuz? Evrende birisi (…) matematik (…) yoluyla mı iletişim kuruyor? Pi’nin içine bir mesajı nasıl saklarsınız? O evrenin dokusuna işlenmiştir.”

“Aynen öyle.”

Kadın susarak ona baktı.

“Dahası var.” diyerek devam etti adam. “Başka herhangi bir aritmetikte olsa bir tuhaflık olduğunu fark edersiniz ama, sıfır ve birler dizisinin sadece on-tabanlı aritmetik içinde ortaya çıktığını varsayalım. Bu keşfi ilk yapan canlıların da on parmakları olduğunu varsayalım. Ne olduğunu görüyor musunuz? Sanki pi milyonlarca yıldır hızlı bilgisayarları olan on parmaklı matematikçilerin gelmesini beklemiş. Görüyorsunuz ki Mesaj bize gönderilmişti.”

Belki de inandıkları Yaratıcı Güç’ün mizahını doğanın içine gizlemiş olabileceğini düşünüyorlardır. Devamını okuyun »

Uzun zamandır vakit bulup da yazı yazamamıştım, vakit bulunca da yazılar böyle ardı ardına geliyor :).

Efendim, aslında bu yazıyı yazmakta epey geciktim. Fox’un bana yolladığı bir kutu var ki kendisi 9 Şubat günü elime ulaşmıştı. Foxbytes ile ilgili bilgiler içeren bir tanıtım Cd’si ve bir broşür bulunan kutunun içinden bir de 90lardan kalma bir Brick Game çıktı ki çok hoş bir sürpriz olduğunu itiraf etmeliyim :).

Foxbytes, diyorlar. Çok farklı bir televizyon. Farklı; çünkü internet televizyonu. Çok farklı; çünkü içeriği sadece internet ve yeni platformlar için üretildi.

FOXBYTES, gelişmekte olan VOD pazarında, FOX INTERNATIONAL CHANNELS’in Avrupa’daki en iddialı projesi ve internet televizyonu lansmanını dünyada ilk kez Türkiye’de gerçekleştirmekte imiş.

Her hafta yayına girecek yeni bölümleriyle, kısa diziler ve animasyonlar vaad eden televizyonda heyecanlı anlatım, komik ve provakatif konular, daha önce karşılaşmadığımız orijinal yapımlar yer alacakmış. En önemlisi; FOXBYTES’da her bölüm 1- 5 dakika arasında oluyormuş!

-mış, -muş dediğime bakmayın, 8 Şubatta yayın hayatına başlayan FOXBYTES, yeni içeriklerle, daha fazla platformda bize farklı bir eğlence anlayışı sunmaya devam edecekmiş.

DİZİLER

hakkında bilgi almak için okumaya devam edin.

Sosyoblog

Sosyoblog, müzik, film, kitap, tasarım, matematik, edebiyat, trendler gibi konularda ilgimizi çekenlerin özgün halde muhabbet tadında sunulduğu bir blogdur.

Konusunu gündelik hayattan alan bu blogda Aras ve Demircan, farkına vardıkları ilginç bilgilerden, az bilinen şahane gruplara kadar kişisel beğenilerini dile getiriyor. Zaman zaman paylaşacak ilginç şeyler bulanlar da bloga konuk oluyor.

Rss - Twit!

Rss Takip. Twitter'da Takip Edin.

Reklam

Student Social Network

Rastgele Yazılar

  • şeyma: sehabe (ya da barış abi:D), normalde rap müzikten çok hoşlanmazdım... anlamsız bulurdum... an [...]
  • -mustafa: agalar abartılı resim nasıl yapacazz [...]
  • Yiğit: müthiş bir yazı olmuş severek okudum başlamayan arkadaşlara öneririm 26 saatte tam 85 bölüm [...]
  • irem: çok iyrenç [...]
  • Aras: Hayır, kitabı bildiğiniz gibi okumaya başlayın. Sayfa numaraları sadece bir geri sayım imgesi [...]