Hayata Dair kategorisi

Hayata dair konulardan bahsettiğimiz yazıları bu kategoriye alıyoruz.



Oyun

Yazan: Aras

Kategori: Hayata Dair

13 Şub 2010

Televizyoda bir çok program var. Yazıya giriş için ne harika bir tespit! Bu programların bir çoğu haliyle insanlar üzerine. Mükemmel bir tespit daha. En çok konuşulan da bu insanların günlük-haftalık-aylık-yıllık sevişme miktarları, kimle seviştikleri ve ne kadar seviştikleri. Reyting alan bu.

Daha fazla reyting için oynanan bir oyun var, kumar gibi bir şey. Oyun şöyle, insanların sevişmesinden bahsederken seks,öpüşme,sevişme gibi kelimeleri kullanmak yasak. Bu kelimeleri kullanırsan 10 puan ceza hanenize yazılıyor ve bir de seyirci adı verilen topluluk sizi göstererek “aaa” diyor. Söylediğiniz kelimeye göre gazetelerin web-sitelerinde manşet olabilirsiniz. “Seks dedi”. Sanki seksi icat etti… Unutmadan, bu oyunun kumar gibi olduğu söylemiştim. Bundan dolayı seks demek size artı puanda kazandırabilir. Seks filan diyip riske girmek istemeyenler tüm bu olaylara başka bir isim veriyor. Aşk. Hemen örnek, medyatik iki isim bir ay sevişip ayrıldıysa bu bir aylık aşk yaşamak oluyor. İki aşk arasına biraz zaman girerse taraflar için acemi aşık,aşk acısı yaşıyor deniyor.Zira kural bu. Asıl söylenmek istenen ise, erken boşalıyor, iktidarsız, vajinimus problemi var, kuş ötmüyor gibi şeyler.

Bu oyunun sonunda banka kazanıyor. Konu edilenler kazanıyor. Banka oturduğu yerden, diğerleri ise “yattıkları” yerden kazanmış oluyor böylece. Olay seyirciye oluyor.

Bende bu yazıyla bu oyuna ufakta olsa girdim. Bakalım yorumlar nasıl olacak.

Burnuk

Yazan: Aras

Kategori: Hayata Dair

7 Şub 2010

Uykusuz’un bu haftaki sayısını okuyanlar bilir, Ersin Karabulut burnuktan bahsediyor. Okuyuculardan da rica etmiş Google’da burnuk diye arayınca daha çok sonuç görmek istiyorum demiş. Kırar mıyım ben seni a benim kara kaşlı kara gözlü çizerim.

Sizin aklınıza ne geliyor burnuk diyince?

Bunu mu İstiyorsun?

Yazan: Aras

Kategori: Hayata Dair

10 Oca 2010

Demir’in son yazısı, bu, benim yazım da onun üzerine.

1,5 yıl sonra Boğaziçi’nin çimlerinde olacaksın. Gerçekten bunu mu istiyorsun? 10 yıl sonra bir genel müdür mü olmak istiyorsun? Canı istediğinde binlerce işçinin işine son veren, doğayı katleden, insanları kullanan, paraya tapan bir şirketin genel müdürü olmak istiyor musun gerçekten? Ya da bunlara hizmet eden bir mühendis mi olmak istiyorsun?

“Peki ya ne olcağdı? Başka ne yapabilirim?” dediğini duyar gibiyim.

Bilmiyorum. Azla yetinmeyi bilip farklı alanlara mı yönelmeli? Ya da başka bi şey mi yapmalıyız?

Çok fazla soru sordum ama hiç birinin cevabını veremiyorum.

İnsanın en büyük sınavı bu. Lükslerini elde etmek için bir canavara dönüşmeye razı mısın? Paraya tapan insanlara sormuyorum bu soruları. Siz zaten insan olma güdünüzü kaybetmişsiniz. Hayatımı, ailemi geçindirmek zorundayım bahanesinin arkasına sığınmış binlerce insan. Var olanı değiştirmeye cesaret edemeyen bir avuç korkak.

Böyle dediğime bakmayın, benim onlardan tek farkım şu yukarıdaki soruları sormam. Parayı, rahat yaşamayı elimin tersiyle itip aza kanaat edebilir miyim? Gaza gelip evet ulan demek kolay bu soruya. Fakat iş bunu gerçekleştirmeye geldiğinde… Tamamen kopabilir miyiz bu sistemden?

Sanırım bu bireysel bir iş değil. Biz insanlar cesur olmalıyız. Elimizdekini kaybetmeyi göze almalı, kaybettiklerimiz için savaşmalıyız. İnsan olmaktan kastımız hep bu değil mi zaten? Hep konuştuğumuz olay. Hep lafta kalan. Her kıraathanede, misafirlikte babalar tarafından konuşulan olay hani.

Kafamın karışıklığı yazıya da yansıdı. Ama söylemek istediğim, bir şeyler değişmeli. Yaptığımız, yapmaya çalıştığımız şeyler pek doğru gelmiyor bana. İnsanoğlunun hak ettiği de istediği de bu değil. Maalesef uyutuluyoruz, fark edemiyoruz.

Dememek için Da Vinci Uykusu uygulayın :P. Konu o değil tabi ki, esprili bir giriş olsun istedim.

Bu başlıklı 2 yazıyı daha önce Mustafa Öztürk ve Gürkan Oluç‘un bloglarında okumuştum. Öss‘den çıktıktan sonraki duygularını ikisi de gayet içten ifade ediyordu. Özellikle Gürkan Oluç’un yazısını okurken etkilenmiştim. Çünkü ben de aynı sınava gireceğim ve benzer aksiliklerin başıma gelmesi kaygısını ben de taşıyorum.

Bir süredir eğitim sistemimizin ne kadar çarpık olduğu kafamı kurcalayıp duruyor ve bende bir huzursuzluk hali hakim. Az çok ders çalışıyorum ama yeterli olmadığının farkındayım. Ve sınavın yaklaşması da canımı sıkıyor.

Bu yüzden hayatımda bazı şeyleri değiştirme kararı aldım. Daha farklı biri olacak ve istediğim okula gireceğim. Bu sebeple Sosyoblog‘da bir süre daha seyrek yazacağım. Umarım amaçlarıma ulaşabilirim.

1,5 yıl sonra Sosyoblog‘a Boğaziçi’nin çimlerinden yazı girmek dileğiyle.

Hoşça kalın!

(Sosyoblog’un içerik tipine uyacak türde yazılarınızı yayımlamak isterseniz, benimle iletişime geçebilirsiniz.)

Dünya Ne Zaman Yok Olacak?

Yazan: Aras

Kategori: Hayata Dair

1 Oca 2010

Bu konularda konuşacak engin bilgim filan yok. Sadece gözlemlerimi anlatıyorum.

Dünya’nın sonu ne zaman gelecek? Bu son bir meteor mu olacak? Hiç sanmıyorum. Doyumsuzluktan, mutsuzluktan gelecek bu son. Kapitalizmin, popüler kültürün(herkesin popisi kendine tabi) sonucu.

Çevrenize bir bakın.

Ekonomik kriz var ve insanlar mutsuz.

İnsanlar birbirlerini mutsuz ediyorlar çünkü kendileri de mutsuzlar. Gülümsemek çok zor.

Daha fazlasını istiyoruz. Daha fazla para, mal-mülk, haftasonu Roma gezisi ya da yeni açılan restorantta pahalı bir akşam yemeği, daha fazlasını okumak. Doyumsuzuz.

Geçenlerde bir arkadaşımla konuşurken bir şeylerden bahsetti. Geçtiğimiz günlerde birisi Yetenek Sizsiniz yarışmasında biraz takvim matematiği yapmış. Kendisini izlemedim ama biraz çalışmayla gayet hızlıca yapılabileceğini düşünüyordum, kaldı ki Arthur Benjamin (her ne kadar kendisi bir matematik profesörü olsa da) yapıyor.

Ama bu arkadaşım başka bir şeylerden daha bahsetti. Savant sendromu denen bir şey varmış.

Savant sendromu; matematik, müzik alanlarında veya görsel alanda yetenekli otistik hastaların yaşadığı sendroma verilen admış. Bu hastalara Idiot savant denilmekte. (Idiot: Aptal Savant: Bilgin) (Savant demişken, Vos Savant‘tan bahsetmemek olmaz.)

Örneğin bir Idiot savant olan Kim Peek‘in (sanırım hastalığının tanısı sonradan değişmiş) IQ testlerinde aldığı sonuçların iç açıcı olmamasının yanı sıra şöyle yetenekleri vardı:

  • Hafızasında 9 bin kitap tutuyordu.
  • Herhangi bir tarihin haftanın hangi gününe denk geldiğini bilebiliyordu.
  • ABD’deki bazı kentlerin haritaları olduğu gibi zihnindeydi.
  • Klasik müziğe özel ilgisi vardı. Dinlediği parçanın hangi bestekara ait olduğunu, ne zaman yazılmış olduğunu hemen söyleyebiliyordu.
  • Dünya tarihindeki büyük olayları, tarihlerini, aktörlerini hatırlıyordu.
  • Telefon kodlarını, posta kodlarını ezbere biliyordu.
  • Daha fazlasını öğrenmek istiyorsanız okumaya devam edin.

Da Vinci Uykusu Günceleri #3

Yazan: Ayberk

Kategori: Hayata Dair

20 Ara 2009

Üçüncü dörtlüğü yayımlamanın da vaktidir hatta gelmiş de geçiyordur! Bu sefer size tavsiye mavsiye yok en asil duygunun insanı okuyucular! Bu sefer size müjde var. 16. günü 17. güne bağlayan saatlerde birçok yan etki geçti. Şu anda sistem tarafımdan başarıyla uygulanıyor. Doğrudan özetlere girizgah eyleyeyim, sizi bekletmeyeyim. Zaten düzenli okuyorsanız alıştınız yazı sistemime. Düzenli okumuyorsanız da öncekileri nahan da buradan ve de ahan da buradan okuyabilirsiniz. (Ahanda Burina Burinata oğlum bu!) (Ben bilmem mi Burina Burinata’yı. Değil, katiyyen değil!)
Tavsiye: Göz yanması için sunî göz yaşı kullanın çok iyi geliyor. (Dayanamadım nan, bak okuyucu yeminle seni ne kadar düşünüyorum bir bilsen her geçe içiyorum Efes Pilsen.)

9. Gün

Yat-Kalk:  12.15-12.45

Ders çalışmak ne acaip, fosforlu kalemler, ders notları, hocalar falan. Uykuya dalarken geçen seneki iktisat sınavını düşündüm. Sonra da iktisat dersi alan her insana Uçan Spagetti Canavarı’ndan rahmet, kolaylık ve de kopya diledim. Özellikle kopya kısmını. Hepinizden daha çok iman sahibiyim ben. Siz de her gün yatmadan önce dua ediyorsunuz ben de. Ama benimkiler altıyla çarpılıyor, gerçi bu gidişle otobüste uyumadan önce Yüce Uçan Spagetti Canavarı’na dua eden insana sağlı sollu tokatları çarpacak yolcular. Hadi bakalım, şimdi onlar düşünsüöön! Devamını okumak isterseniz -ki niye istemeyesiniz- devam edin.

Da Vinci Uykusu Günceleri #2

Yazan: Ayberk

Kategori: Hayata Dair

13 Ara 2009

Ola muçaço okuyucular! Da Vinci Uykusu deneyimin 2. 4 gününü anlatmadan önce size en güzelinden, en kullanışlısından yeni tavsiyelerim var. İlk 4 günden burada bahsetmiştim.

1-      Ufak bir leğencik ve bir bardak suyu başucunuza almadan yatağa gitmeyin ve kendinizi gözlerinizi açar açmaz leğene ve suya gidecek şekilde şartlandırın. Böylece alarmı susturup yatmak yerine alarm çalar çalmaz leğeni çenenizin altına tutar suyu bir güzel yüzünüze çarpar uyanırsınız.

2-      Eğer gözleriniz çok yanıyorsa (ki benim yanıyor) ufak, yumuşak bezleri ıslatıp gözünüze koyun ara ara. İyi geliyor.

3-      Enerji içeceklerinden uzak durun.

4-      Gezin, tozun oğlum! O kadar saat uyanıksınız evde durulur mu!? Bir taraflarınız büyür otur otur.

5-      Telefon alarmı kuruyorsanız kulaklığını takın öyle yatın. Alarm kulağınızda çalsın. Daha etkili.

Güncelere devam edelim:

5. Gün

Yat-Kalk:  12-12.30

Başarılı bir uykulama.

Yat-Kalk:  16-16.50

Bu uykuyu uyuyamamaktan çok korkmuştum. Çünkü uyuyamasaydım Bakırköy-Taksim dolmuşu adlı  deprem simülasyonu niteliğindeki sarı, dört tekerleklilere binip uyumaya çalışacaktım. Tabii ki yazının devamını merak ediyorsunuz, o halde okuyun.

Da Vinci’nin Götürdükleri

Yazan: Ayberk

Kategori: Hayata Dair | Mizah

12 Ara 2009

Evet Sosyoblog’un son transferi olarak ayağımın tozuyla bir yazı patlatmamın gerekliliğinin farkındayım. Ben de uyguladığım şu Da Vinci Uykusu sisteminin benden neler götürdüğüne dair bir yazı hazırladım buyrunuz efenim.

1- Arkadaşlarınız “Yarın sınav var çalış!” dediğinde “He, ne sınav mı? Yarın mı? Bir dakika şimdi yarın ayın kaçı?” gibi sorular sormak zorunda kalıyorum. Yarınım, dünüm kalmadı. Dolayısıyla bugün perşembe mi cuma mı bilmiyorum ama ayın 12’sine girdik onu biliyorum. (Cumartesiymiş la bugün.Yarılıyoring.)

2- “Sabah ola hayrola.”, “Bugünün işini yarına bırakma.” gibi atasözleri rafa kalktı. Yerine “Ha bugün, ha yarın.” ve benzeri deyimler ve atasözleri geldi. Anlamıyorum ki dün müdür, yarın mıdır.

3- En ilkel takvimimiz olan “Yatçaz-kalkcaz!” takvimi tamamen kullanımdışı. Ufak bir çocuğa yarını anlatmak için 6 defa “Yatcam-kalkcam” diyorum çocuk “Hassireleaaa!!” der gibi bakıyor bana.

4- Kilo da gidiyor. Baya gidiyor hem de. Son 3 günde 2 kilo verdim. Sağlıklı mı sağlıksız mı bilemen.

5- Nedir diye merak ediyorsanız okumaya devam edin.

Da Vinci Uykusu Günceleri #1

Yazan: Ayberk

Kategori: Hayata Dair

8 Ara 2009

Evet insancıklar. Siz de benim gibi günde on saat uyumadan kendine gelemeyen, iki saatini İstanbul’un trafiğine bırakan, iki saat civarını da bedensel ihtiyaçlarına (yemek, duş, ay saçım güzel olmuş mu,  yok şu pantolon daha iyi, hay bin tanrı bu gömlek ütüsüzmüş!) ayıran, e bir de üstüne üstlük okulda altı saate yakınını heba eden insanlardansanız kaldı kendinize dört saat civarında hiçbir şeye yetmeyen saat.

Bu dört saatte ne gezsen gezilir, ne tozsan tozulur! Ancak kırıp poponuzu oturursanız dizi veya film üzerine azıcık müzik hop yatak. Kitabı da yolda okur, hiçbir şeye vakit ayıramamaktan yakınırsınız.

Ama sağolsun genç girişimci, araştırmacı kişilik, göbeğindeki delikte usb girişi olan bu sayede de düzenli nette gezinen Demircan kişisinin, Sosyoblog’da bahsettiği Da Vinci Uykusu sistemi tam benlik, tam bizlik, tam sizlik bir sistem. “Sadece hayvan oğlu hayvanlar  8 saat uyur!” gibi bir sloganla değil de “Beyninizi HacklemekGünde 2 Saat Uyuyarak Yaşamak” başlığıyla bu sistemi tanıtınca iyice, uygulanabilir olduğuna karar verdim ve de vize denilen berbat dönem bitmeye yüz tutar tutmaz uygulamaya başladım.

Başlamadan önce dipnot: Fakültede devam zorunluluğu olmadığı için evden pek dışarı çıkmamaya çalıştım. Böylece fiziksel aktiviteyi en aza indirerek bedenimin vereceği ters tepkileri minimuma indirmek istedim. Tabii uyuyamayınca ara ara koşudur, cogingdir, yürüyüştür yaptım. Tavsiyem siz de Übermensch uykusuna alışana kadar zorunlu olmadıkça bedensel aktivitede bulunmayın.

Bu girizgahtan sonra uyarılara başlayayım:

1- Eğer gece kalkıp “Sen hala yatmadın mı?” diyerek sizi alnınızın çatındaki sivilce kadar rahatsız edebilen, aklınıza bu sözü takıp bütün enerjinizi emik emik emen ebeveynleriniz varsa başlamadan önce bir daha düşünün.

2- Otobüs, servis kullanıyorsanız buralarda uyumaya alışın.

3- Arkadaşlarınıza bu sistemden bahsedin, anlayışla karşılasınlar; “Bu sızdı lan?” muhabbetleri çevireceklerine 20 dakika sonra dürterek kaldırsınlar.

4- Benim düştüğüm hataya düşmeyin, sistemi uygularken alkol almayın. 2 saat civarında uykularım oldu alkol aldıktan sonra.

5- Evdekileri sessiz olmaları konusunda ikna edin, öğlenin göbeğinde uykuya dalmaya çalışırken çalan ziller, atılan kahkahalar uykunuzun kaçmasına neden olabiliyor.

6- Kahve ve koladan en azından uykuya geçiş süreniz 2-3 dakikaya inene kadar uzak durun.

7- Beşinci ve onuncu gün arasında bırakanlar çok oluyormuş. 9. güne kadar geldiğimde başladım bunları yazmaya. Kesinlikle ve kesinlikle kararlı olmanız gerekiyor. Kararlılık yoksa yapamıyorsunuz. Deneyimleri gün gün okumak için devam edin.

 


Sosyoblog

Sosyoblog, ordan burdan bulduğu içeriği özgün hale getirip muhabbet tadında sunan bir blogdur.

Konusunu gündelik hayattan alan bu blogda Aras ve Demircan, farkına vardıkları ilginç bilgilerden, az bilinen şahane gruplara kadar kişisel beğenilerini dile getiriyor. Zaman zaman paylaşacak ilginç şeyler bulanlar da bloga konuk oluyor.

Rss - Twit!

Rss Takip. Twitter'da Takip Edin.

Reklam

Sosyoblog'da Reklam

Rastgele Yazılar

  • elif: iğrençlklere baylm :) güzel [...]
  • nazan kara: burda ne diyecegimi anlamadim ama neyse selamlar [...]
  • elif: Ölümüne acaip üzüldüğüm biridir Gökhan, Allah taksiratını affetsin.Nur içinde yatsın in [...]
  • pamukören: eyyy sehabey. Nazıllı Sahıdım dıyorsunda Nazıllı nelere sahıt bılıyor musun :) gercı bıl [...]
  • sümeyye: sehabe !!!!:D [...]