Yazan: Demircan Çelebi
Kategori: Hayata Dair
15 Eki 2009Bugün Blog Hareket Günü. Binlerce blog yazarı küresel iklim değişimi üzerine yazıp dikkatleri çekmeye çalışmaktalar. Bize de bir şeyler demek düşer.
Problem nedir?
Bilim açıkça belirtiyor: Küresel iklim değişimi her zamankinden çok daha hızlı gerçekleşiyor ve sorumluları da biziz. Sera gazları dediğimiz gazların atmosfere salınımı, Dünya’dan yansıyan güneş ışınlarının Dünya’yı normalden daha az terketmesine neden oluyor. Kalan ışınlar ise alışılmış iklim değerlerini alışılmadık hallere getiriyor. En çok bilinen sera gazı karbon dioksit.

Her gün gerçekleştirdiğimiz ve kömür veya petrol gibi enerji kaynaklarına dayalı olan ışıkları açmak, yemek ısıtmak, televizyon izlemek gibi aktiviteler ile, karbon dioksit ve diğer ısı kapanı gazların yayılmasına sebep olmaktayız. Esas problemimiz bu, çünkü iklim değişimi bu gezegen üzerinde sahip olabildiğimiz yaşamın hassas dengesini bozmakta. Ortalama sıcaklıktaki sadece bir kaç derecelik değişim bildiğimizden çok daha farklı bir dünya yaratabilir ve bu dengesi bozuk dünya da milyonlarca canlının yaşamına tehdit oluşturabilir.
Devrilme Noktası
İklim değişikliğinin doğal bir süreç olduğunu söyleyenleri bir yana bırakarak, bunun insan etkisiyle hızlandırılmış bir durum olduğunu kabul ettiğimize göre, kavramamız gereken ikinci önemli şey şudur ki, bu durumun bir devrilme noktası olduğudur. Şu an dünyadaki karbon salınımı olması gerekenden %10 daha fazla. Böylece iklim değişikliğinin etkileri görülmeye başlanıyor. Ancak bu durum daima böylece devam etmeyecek. Görmemiz gereken esas şey budur. Devrilme noktasını bir kez aşarsak, tepeden aşağı yuvarlanacağız ve geri dönüşümüz olmayacak.
Denizlerdeki dev buz kütleleri eridikçe, beyaz buz yüzeyinden yansıyan güneş ışınları direkt suya nüfuz edecek ve suyun içinde daha çok ısı absorbe olacak. Bu kalan buz kütlelerinin daha da hızlı erimesi demek. Kalan buz kütlelerinin erimesiyle artan su seviyesinin oluşturacağı felaket senaryoları bir yana, okyanus dibinde donmuş şekilde bulunan metan gazlarının ısı ile çözünerek atmosfere dönmesi ayrı bir felaket. Çünkü bu gaz sera etkisi oluşturmada karbon dioksit gazından kat kat etkili.
Burada durup felaket senaryolarından konuşmak elbette can sıkıcı. Ancak bunların gerçek olmaması tüm ümidimiz. Çözüm olarak üretilenler arasından aklımıza ilk gelecek olan elbette Kyoto Anlaşması’dır.
Kyoto Anlaşması, Birleşmiş Milletler’in 1997 yılında Japonya’da düzenlediği çevre toplantısında katılımcı hükümetler tarafından kabul edilen bir anlaşma. Bu anlaşma, gelişmiş ülkelerin sera etkisi yaratan gazların salınımını 2008-2012 yılları arasında yüzde 5.2 düşürmelerini öngörüyor.
Elbette bunlarla uğraşmak devletlerin sorumluluğunda. Ancak kişisel olarak yapabileceklerimizi sınırlı görmememiz gerekiyor. Günlük enerjimizi olabildiğince tasarruflu kullanmak küçük bir katkı gibi görünse de, dünyadaki çoğu insanın böyle yapması durumunda kendimizi devrilme noktasından bir adım daha uzakta sayabiliriz.
Türk blogosferinde ilgimi çeken bu yazının sahibi Onur Baykal’a ve Greenpeace’in kömür hikayesi videosunu görmemi sağladığı için Murat Kahraman’a teşekkür ederim.
Additional comments powered by BackType
Sosyoblog, müzik, film, kitap, tasarım, matematik, edebiyat, trendler gibi konularda ilgimizi çekenlerin özgün halde muhabbet tadında sunulduğu bir blogdur.
Konusunu gündelik hayattan alan bu blogda Aras ve Demircan, farkına vardıkları ilginç bilgilerden, az bilinen şahane gruplara kadar kişisel beğenilerini dile getiriyor. Zaman zaman paylaşacak ilginç şeyler bulanlar da bloga konuk oluyor.