Her Pazar malum bir program var. Çok Güzel Hareketler Bunlar adında. Bu programı aslında seviyordum, çoğu skeci ile beni güldürebiliyordu. Hala da seviyorum denilebilir.

Ancak farkettiğim bir şey var ki, gerçekten beni düşündürdü. 31 Ocak 2010 Pazar günü yayımlanan programlarında (ki sanırım önceki skeçlerin tekrarını içeren bir programdı) şöyle bir skeç vardı:
(Youtube’dan izleyemeyenler için Çok Güzel Hareketler Bunlar’ın kendi sitesinden)
İki eski sevgili vardır. Bir gün tekrar buluşurlar. Erkek evlenmek istediğini söyler. Eski sevgilisi “Ama sen evliliğe hazır değildin ki.” gibi şeyler söyler. “Artık hazırım. Evlenmek istiyorum. Ne diyorsun?” gibi cümleler karşısında kız kendisine evlilik teklif edildiğini sanarken aslında erkek esas kıza söyleyeceklerinin provasını yapmıştır.
Şimdi Jeux d’enfants (Cesaretin Var mı Aşka) filmine bakalım.Orada da (49. dakikada) şöyle bir sahne var : Jeux d’enfants filmindeki sahneyi görmek için okumaya devam edin.
Yazan: Demircan Çelebi
25 Oca 2010Okuve.org 35.000+ kitap bilgisiyle büyük bir kütüphane. Bu kütüphanede kitaplar, yazarlar, yayın evleri hakkında bilgiler bulabiliyorsunuz. Ayrıca bunlar üzerine yorum yapıp puanlayabiliyorsunuz. Oldukça iyi bir site, gelişmeye devam ediyor.
![]()
Read blogs, not books düsturu bana yakın olsa da, bloglardan gözümü ayırabildiğim zamanlarda okuduğum kitaplar var. Bu kitaplar hakkında başkalarının neler düşündüğünü bilebileceğim bir platform, güzel.
Gelişmeye devam eden bu site için küçük öneriler:
Bu adreste yazı yazmaya başladığımızdan beri destekçilerimizin de yardımıyla tam 130 yazı yazmışız. Siteyi açtığımızda bir çekiliş yapmıştık ve başlangıç için iyi bir fikirdi. Birinci yılımız dolarken bir çekiliş daha yapmayı düşünüyoruz. Ama bu kez işler biraz daha farklı.
Blogda duyuru kategorisi haricinde bulunan herhangi bir yazıya, yazıyı geliştirici bir yorum yapın. “İyi yazmışsın.”, “Eline sağlık.” gibi yorumları ne yazık ki kabul edemeyeceğiz.
Ne kadar çok yazıya yorum yaparsanız, kazanma şansınız o kadar artar.
Biz hala size verecek güzel bir hediye bulamadık, aramaya, düşünmeye devam ediyoruz. Ancak sizin iyi bir hediye fikriniz varsa belirtin, biz de fikirler listemize alalım, daha sonra bu listeden uygun hediyeleri seçeceğiz. Kalanlardan, kazanana listeden istediği hediyeyi yollayacağız. Maksimum bütçemiz 50 TL (fazlası için Milli Piyango İdaresi izni gerekiyormuş.).
Kısacası, kendinize hediye etmek istediğiniz bir şey varsa, bize söyleyin, kazanırsanız biz size hediye edelim!
Sosyoblog.org‘un 1. yılı, 20 Şubat’ta çekilişin sonuçlarını duyurup kazanana listeden arzu ettiği hediyeyi yollayacağız.
Blogunda bu çekilişten bahseden blog yazarlarının sitelerine linkli görsellerini, yan menüdeki Rastgele Yazılar kısmının hemen üstüne yerleştireceğim reklam bölümünde 128*128px sabit veya 270*270pxdönüşümlü şekilde göstermeyi düşünüyorum. Bu görseller 3 ay boyunca orada kalacak, hangi düzende yerleştireceğime ise duyuran blog sayısı ve bu blogların sahiplerinin görüşlerine göre karar vermeyi düşünüyorum.
Bu konuda benimle iletişime geçmekten çekinmeyin.
Desteklerini bizden esirgemeyen herkese sonsuz teşekkürler.
Ayrıca bu kampanyayı organize etmemde bana farkında olarak veya olmadan fikir verdikleri için Tunahan Emre Bilgin, Umut Benzer, Semih Masat ve Yazgı Günbatı‘ya teşekkürler.
Yorumlarınızı bekliyoruz!
20 Şubat’ta Sosyoblog‘un 1. yılı doluyor ve bu 1. yıl dolarken bir hediye verelim istedik. Açılıştakinden biraz farklı da olsa yine bir çekiliş tadında bir şey yapacağız. Ancak ne hediye edeceğimizi bulamadık.

Friendfeed’de fikirleri sordum, şimdi de daha çok kişiye ulaşması için buradan soruyorum. Friendfeed’e veya yazıya bırakacağınız yorumlar bizim için değerli. Maksimum 50 liralık bir bütçemiz var (daha fazlası için Milli Piyango İdaresi’nden izin almak gerekiyormuş) ve güzel bir hediye vermek istiyoruz.
Size Sosyoblog‘dan ne hediye edilse hoşunuza giderdi?
Demir’in son yazısı, bu, benim yazım da onun üzerine.
1,5 yıl sonra Boğaziçi’nin çimlerinde olacaksın. Gerçekten bunu mu istiyorsun? 10 yıl sonra bir genel müdür mü olmak istiyorsun? Canı istediğinde binlerce işçinin işine son veren, doğayı katleden, insanları kullanan, paraya tapan bir şirketin genel müdürü olmak istiyor musun gerçekten? Ya da bunlara hizmet eden bir mühendis mi olmak istiyorsun?
“Peki ya ne olcağdı? Başka ne yapabilirim?” dediğini duyar gibiyim.
Bilmiyorum. Azla yetinmeyi bilip farklı alanlara mı yönelmeli? Ya da başka bi şey mi yapmalıyız?
Çok fazla soru sordum ama hiç birinin cevabını veremiyorum.
İnsanın en büyük sınavı bu. Lükslerini elde etmek için bir canavara dönüşmeye razı mısın? Paraya tapan insanlara sormuyorum bu soruları. Siz zaten insan olma güdünüzü kaybetmişsiniz. Hayatımı, ailemi geçindirmek zorundayım bahanesinin arkasına sığınmış binlerce insan. Var olanı değiştirmeye cesaret edemeyen bir avuç korkak.
Böyle dediğime bakmayın, benim onlardan tek farkım şu yukarıdaki soruları sormam. Parayı, rahat yaşamayı elimin tersiyle itip aza kanaat edebilir miyim? Gaza gelip evet ulan demek kolay bu soruya. Fakat iş bunu gerçekleştirmeye geldiğinde… Tamamen kopabilir miyiz bu sistemden?
Sanırım bu bireysel bir iş değil. Biz insanlar cesur olmalıyız. Elimizdekini kaybetmeyi göze almalı, kaybettiklerimiz için savaşmalıyız. İnsan olmaktan kastımız hep bu değil mi zaten? Hep konuştuğumuz olay. Hep lafta kalan. Her kıraathanede, misafirlikte babalar tarafından konuşulan olay hani.
Kafamın karışıklığı yazıya da yansıdı. Ama söylemek istediğim, bir şeyler değişmeli. Yaptığımız, yapmaya çalıştığımız şeyler pek doğru gelmiyor bana. İnsanoğlunun hak ettiği de istediği de bu değil. Maalesef uyutuluyoruz, fark edemiyoruz.
Dememek için Da Vinci Uykusu uygulayın :P. Konu o değil tabi ki, esprili bir giriş olsun istedim.
Bu başlıklı 2 yazıyı daha önce Mustafa Öztürk ve Gürkan Oluç‘un bloglarında okumuştum. Öss‘den çıktıktan sonraki duygularını ikisi de gayet içten ifade ediyordu. Özellikle Gürkan Oluç’un yazısını okurken etkilenmiştim. Çünkü ben de aynı sınava gireceğim ve benzer aksiliklerin başıma gelmesi kaygısını ben de taşıyorum.

Bir süredir eğitim sistemimizin ne kadar çarpık olduğu kafamı kurcalayıp duruyor ve bende bir huzursuzluk hali hakim. Az çok ders çalışıyorum ama yeterli olmadığının farkındayım. Ve sınavın yaklaşması da canımı sıkıyor.
Bu yüzden hayatımda bazı şeyleri değiştirme kararı aldım. Daha farklı biri olacak ve istediğim okula gireceğim. Bu sebeple Sosyoblog‘da bir süre daha seyrek yazacağım. Umarım amaçlarıma ulaşabilirim.
1,5 yıl sonra Sosyoblog‘a Boğaziçi’nin çimlerinden yazı girmek dileğiyle.
Hoşça kalın!
(Sosyoblog’un içerik tipine uyacak türde yazılarınızı yayımlamak isterseniz, benimle iletişime geçebilirsiniz.)
Yazın içinde güzel flash oyunlar olan bir site gözüme çarpmıştı. Games121. Sitede birbirinden güzel oyunlar var, özellikle Ultimate Assassin 2 harika. Ne var yani, altı üstü bir oyun sitesi diyebilirsiniz, görünüşü de öyle. Ancak sitenin ve oyunların bir Türk tarafından geliştirildiğini farkettiğimde şaşırmıştım.

2. şaşırışım ise Erman Haskan‘ın bu siteden küçümsenemeyecek paralar kazandığını görmemle olmuştu. Ultimate Assassin 2 oyununu yayımladıktan bir ay sonraki başarıları hakkında detaylı bilgiyi kendi blogundan okuyabilirsiniz. Ancak 5 milyon kereden fazla oynanan bu oyunu yayımladığı sitesi ile alakalı genel bir kanı oluşması için kendi blogundan resimler:


3. şaşırışım ise bugün oldu. Daha önce kendisini pek araştırmamıştım, bugün öğrendim ki kendisi 92li. Benden yalnızca 1 yaş büyük birinin bu başarılarını hayranlıkla beraber kıskandım. Kendisi bu sene lanet olası bir sınav sisteminde iyi bir yere gelmek için çabalıyor.
Bu yazıyı yazmamdaki amaç kendisine ufak da olsa destek olmak, Games121 adının daha çok bilinmesini sağlamak. Umarım Erman Haskan sınavda arzu ettiği Ege Üniversitesi‘ne girer ve yeni oyunlarını da sınavdan sonra görürüz. Başarılar diliyorum.
Bu konularda konuşacak engin bilgim filan yok. Sadece gözlemlerimi anlatıyorum.
Dünya’nın sonu ne zaman gelecek? Bu son bir meteor mu olacak? Hiç sanmıyorum. Doyumsuzluktan, mutsuzluktan gelecek bu son. Kapitalizmin, popüler kültürün(herkesin popisi kendine tabi) sonucu.

Çevrenize bir bakın.
Ekonomik kriz var ve insanlar mutsuz.
İnsanlar birbirlerini mutsuz ediyorlar çünkü kendileri de mutsuzlar. Gülümsemek çok zor.
Daha fazlasını istiyoruz. Daha fazla para, mal-mülk, haftasonu Roma gezisi ya da yeni açılan restorantta pahalı bir akşam yemeği, daha fazlasını okumak. Doyumsuzuz.
Sosyoblog, müzik, film, kitap, tasarım, matematik, edebiyat, trendler gibi konularda ilgimizi çekenlerin özgün halde muhabbet tadında sunulduğu bir blogdur.
Konusunu gündelik hayattan alan bu blogda Aras ve Demircan, farkına vardıkları ilginç bilgilerden, az bilinen şahane gruplara kadar kişisel beğenilerini dile getiriyor. Zaman zaman paylaşacak ilginç şeyler bulanlar da bloga konuk oluyor.