Ekim’in altısında bütün gezegen 2 dakika 17 saniyeliğine bilincini kaybetti. Bütün dünya geleceği gördü.

Son çıkan dizilere bakınırken rastladım Flashforwarda. Flashforward 24 Eylül 2009′da yayınlanmaya başlamış.
Diziye başlarken birkaç karakterin hayatından kesitler görüyoruz. Herkes normal bir şekilde gündelik hayatını yaşıyor ve sonra tüm gezegende aynı anda herkes bilincini kaybediyor. Bu bilinç kaybı tam 2 dakika 17 saniye sürüyor. İlk başta kulağa önemsiz geliyor ama öyle olmadığını görüyoruz. Yüzlerce uçak, araba kazası yaşandığını söylersem, ne demek istediğimi anlarsınız herhalde. İlginç olaylar bunlarla sınırlı değil tabi, bilinç kaybı sırasında herkes 6 ay sonrasında, 30 nisan 2010, kendini görüyor. İşte burada neler olduğunu görmek isterseniz, okumaya devam edin.
4 Aralık’ta güzel bir film çıkıyor vizyona. Abimm, yıllar sonra bulunan kardeşi, aklı eksik de olsa, sahiplenmenin, bağıra basmanın; aklı fikri para olmuş bir insanın aile değerlerini yeniden keşfetmesinin; paraya ve güce tapan insanoğlunun, macera dolu, acıklı güldürüsünün hikayesi.
Mustafa Üstündağ’a göre komedi…
Levent Üzümcü’ye göre dram…
Selen Seyven’e göre aşk filmi…
Ekibin tamamı filmi farklı tanımlasa da birleştikleri bir nokta var, o da Abimm‘in her yaşa uygun ve sezonun en iddialı yapımı olduğu.
İşte fragmanı da görelim derseniz okumaya devam edin.
i’ve never been so
colourfully-see-through-head before
i’ve never been so
wonderfully-me-you-want-some-more
and all i want is to keep it like this
you, me alone
a secret kiss
and don’t go home
don’t go away
don’t let this end
please stay
not just for today
Başka bir şeyler yazmak için oturdum, önce başlık “Seni Anlatmak” olsun dedim. Ama seni sana anlatmaya çalışıp da becerememekten korkup vazgeçtim. Sonra bir şeyler daha denedim. Olmadı. Ve dinlediğim şarkının ne kadar güzel olduğunu farkettim.
The Cure – From The Edge of The Deep Green Sea
Bu aralar Turkcell‘den çok bahsediyorum ama cidden para almış falan değilim (:. Ama Türkiye’de yaratıcı işler yaptığını düşündüğüm nadir markalardan biri.
Bildiğimiz gibi Turkcell’in televizyonlarda uzun uzun dönen bir reklam videosu var. Pek çok yöreden pek çok insanın aynı şarkıyı söylediği. Hatta video şu:
Demin de televizyonda gözüme takıldı. Acun Ilıcalı’nın sunduğu Yetenek Sizsiniz programında yeni başlayan bir yarışmanın duyurusu yapıldı. Turkcell’linin gücü, Turkcell’in çekim gücü şarkısını söyleyip, videosunu çekerek bu siteye koyan ilk 10.000 kişiye 100 kontör veriyormuş Turkcell. Aynı zamanda en beğenilen videonun sahibi Turkcell’den bir yıl boyunca ücretsiz konuşma imkanı kazanıyormuş.
Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv‘e, Londra’da düzenlenen “Dünya İletişim Ödülleri – World Communication Awards 2009 (WCA)” töreninde “Yılın CEO’su” ödülü verilmesine şaşırmamalı.
Stephen King’in ilk kitabı olan Carrie (Göz), 1976’da yazıldı. Bir yazarın ilk kitabı olduğunu düşünürsek çok etkileyici bir kitap.

Kitaptan:
Carrie bir yandan kanlı ellerini tıpkı Lady Macbeth gibi giysisine sildiğinin ya da gülerken ağlıyor olduğunun ve zihninin bir bölümünün kendisini de mahvedecek şeyler yaptığının bilincinde değildi. Çünkü kendisiyle birlikte onları da götürecekti. Bütün o kasaba yerle bir olana dek her yeri yakacaktı.
Kitapta Carrie White adlı bir lise öğrencisinin hayatı anlatılıyor. Carrie arkadaşları tarafından sürekli dışlanan, asosyal bir lise öğrencisi. Bu yönden oldukça klasik bir lise öğrencisi diyebiliriz. Carrie kendisine yapılanlar için büyük bir kin besliyor arkadaşlarına ama bir ayrıntı daha var. Carrie bir telekinetik.Ve bu yeteneği ona korkutucu bir güç veriyor. Biraz da Carrie’yi bu duruma getiren, Carrie’nin büyüdüğü ortam hakkında bilgi ve kitap yorumu için devam edin.
Tamam kabul ediyorum, ilgi çeksin diye böyle bir başlık koydum. Bahsedeceğim şeyse Monty Hall Problemi olarak da bilinen bir matematik problemi. Amerika’da bir zamanlar yayımlanmış olan Let’s Make a Deal isimli yarışmanın sunucusu Monty Hall‘dan geliyormuş bu isim.
Şöyle basit ve popüler bir matematik sorusu var. Bir yarışmadasınız. Önünüzde de 3 kapı var. 2 kapının arkasında keçi, birinin arkasındaysa araba var. Amacınız elbette arabayı bulmak ve bir kapıyı seçiyorsunuz. Siz seçiminizi yaptıktan sonra, yarışmanın sunucusu -ki kendisi arabanın nerde olduğunu biliyor- arkasında keçi olan bir kapıyı açıyor. Ardından size diyor ki: “Şimdi dilerseniz kapınızı değiştirebilirsiniz, dilerseniz ilk seçtiğiniz kapıyı açalım.”
Arabayı bulma şansınızın en yüksek olması için ne yapmanız gerekir? Zira kapının ardındakileri bilen sunucu size ters psikolojiyle arabayı kaybettirmek istiyor olabilir.
Hatta kafanızda canlandırmaya çalışmayın, gelin direkt oynayın. Sunucudaki bir hatadan dolayı oyunu kaybetmişiz, o yüzden ingilizce versiyonu:
Bu soruyla çok yerde karşılaştım. Önce Ali Nesin‘in kitabında görmüştüm. Vos Savant‘ın matematikçilere karşı bu sorunun cevabını nasıl savunduğunu anlatıyor. Dünyanın En Zeki İnsanı Matematikçilere Karşı isimli bu yazıya göz atmanızı öneririm. Daha sonradan Ben Mezrich‘in Bringing Down The House (Mekanı Batırmak) kitabından uyarlanan 21 filminde bu sorunun olduğu bir sahneye rastladım. O sahne de şöyle: 21 filmindeki sahneyi görmek ve problemin çözümüne bakmak için okumaya devam edin.
Demin televizyonda bir reklam dikkatimi çekti. Uzun zamandır ortalarda göremediğimiz Şahan Gökbakar‘ın Turkcell ile yeni reklam filmi. Reklamdan bir reklam filmleri serisi mi yoksa bir film mi geliyor tam çıkaramasam da ilgimi çekmeyi başardı. İşte şöyle bir reklam filmi:
Michael Jackson’s This Is It’i izlediyseniz dikkatinizi çekmiştir. Her şey sevgi ile diyor.
l.o.v.e

Aşk, dostluklar… Bunlar bambaşka duygular. İnsanları tanımak, farklı şeyler denemek, onlarla konuşmak, hayat öykülerini, müziklerini dinlemek…
Tüm bunlar dururken fizik çalışmalıyım diyorum Demircan’a.
“Kötü sistemin iyi çocuklarıyız biz diyor” sarışın dostum.
“Bir ölüm şarkısının, aşkı anlatan dizeleriyiz”diyorum.
“Benim laf araktı lan, seninki senin mi?”diyor.
“Tabi lan!”diyorum.
Sevgiyle yapıyorum bunları. Dostumla konuşurken sevgiyle, sevgilimle konuşurken hem aşkla hem sevgiyle… Hatta her şeyle…
l.o.v.e
Sosyoblog, müzik, film, kitap, tasarım, matematik, edebiyat, trendler gibi konularda ilgimizi çekenlerin özgün halde muhabbet tadında sunulduğu bir blogdur.
Konusunu gündelik hayattan alan bu blogda Aras ve Demircan, farkına vardıkları ilginç bilgilerden, az bilinen şahane gruplara kadar kişisel beğenilerini dile getiriyor. Zaman zaman paylaşacak ilginç şeyler bulanlar da bloga konuk oluyor.