Mayıs 2009 için Arşiv:

Harcanan Bir Nesil, 1984.

Yazan: Aras

Kategori: Mizah

24 May 2009

“Yalanlarla büyüdüm ben. Ama öyle bildiğiniz yalan hayatlar gibi de değildi benimkisi. Evlatlık filan değildim yani. Daha farklı şeylerdi yaşadıklarım. Bunları birinci tekile indirgemek de doğru olmaz aslında. Bütün bir ’84 nesli böyle büyüdü, uyutuldu, unutuldu.
Lisede çok boy atarsın.
Üniversitede kızlar teklif ediyomuş oğlum!
İleride çok kızın canını yakıcaksın, bakma şimdi.
Eda, Sertap, Canan senden hoşlanıyomuş abi!”

İşte! Yazmaya başladığım kendi hayatımı anlatacağım kitabımın ilk cümlelerini okudunuz. Nasıl? İlkokul öğretmenimin dediği gibi  ”İyi yazar olur senden, şu anlatıma bak be!” dediniz mi sizde. Bir dakika… Bu da mı yalandı yoksa? “Yeter!” diyip masadan kalkıyorum, kalemimi elime almam artık. Bi anda hayatı sorgulayıp ani kararlar vereyim diyorum. Bodrum bu mevsimde güzel olur derler diyip atlıyorum otobüse. Yolculuk güzel başlıyor, muavinle aramızda dostane bağlar olduğunu düşünüyorum zira bardağıma kolayı bir parmak eksik koymadı. Fakat bu düşüncem uzun süreli olmuyor, otobüsün sarsılması ile bir parmaklık pay elime dökülüyor. Küfrediyorum. O an küfrettiğim için benden nefret eden yaşlı teyze kadar muavinden nefret ediyorum.

mark zuckerberg

İlk molayı Balıkesir’ de veriyoruz. Dinlenme tesisinde birde ne göreyim! Mark Zuckerberg! Hani şu Facebook’ u kuran çocuk. Hemen yanına gidip oturuyorum. Hatırladığım kadarıyla o da ’84 lü. Ufak tereddütüm elinde ki Posta Gazetesi’ ni ve Haydar Dümen’ i okuduğunu görmemle yok oluyor. O bir ’84 lü. Devamını okuyun »

Gösteri Peygamberi – Palahniuk

Yazan: Aras

Kategori: Kitap

23 May 2009

Deneme, deneme. Bir, iki, üç.
Deneme, deneme. Bir, iki, üç. Beni duyacak mısınız bilmiyorum, umarım duyarsınız.

Sosyoblog bünyesinde yazdığım ilk yazı yine Chuck Palahniuk‘ un yazdığı Ninni kitabı hakkındaydı.

Bu sefer Palahniuk’ un Gösteri Peygamberi kitabı hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Orjinal ismi Survivor olan kitap Ninni gibi Ayrıntı Yayınları’ nın Yeraltı Edebiyatı serisinden. Kitap Tender Branson’ un ağzından anlatılıyor. Tender Branson’ ın son saatlerinde anlattıklarını dinliyorsunuz, sayfalar da sizinle beraber geri sayıyor.(Yani sıklıkla rastladığımız kitaplar gibi değil, sayfalar 1-2-3 sırasıyla gitmiyor. 279. sayfadan başlıyorsunuz.)

Öbür kitaplarında olduğu gibi harika bir olay örgüsü var. Palahniuk’ un hayal gücüne hayran olmamak elde değil. Yukarıda da söylediğim gibi,  Tender Branson’ un hayatının ilk anlarından son saatlerine bir yolculuk yapıyoruz. Kitap başta Amerikan toplumuna bunun yanında popüler kültüre göndermeler içeriyor. İlginç kuralları olan Creedish mehzebi ve bu mehzebe mensup kişiler üzerinden harika bir anlatım yapılmış. Güzel alıntılar yapmak amacıyla ekşisözük’ e de biraz göz attım.

Zombilerin gelip beni yiyeceği düşüncesi bile sadece et ve kan, deri ve kemikten oluşma düşüncesinden bin kat iyi geliyor. En azından ölümden sonra yaşam olduğunu görmüş olacağım.

İsa çarmıha gerilmeseydi kimi kendine inandırabilirdi? Devamını okuyun »

Plasebo etkisi denen şey, farmakolojik olarak etkisiz, ilaç gibi görünen şekerlemelerin vücuda, “Bunları içersem iyi olacağım” düşüncesiyle alınması ve sonucunda gerçekten hastalıkta düzelmelerin görülmesi manasına gelmekte. Öncelikle çok derin bir konu olduğunu, insanın kendi hayatına son verebilecek, veya hayatını geri getirebilecek büyüklükte bir güç olduğunu belirtmeliyim. Plasebo Etkisi’ni araştırırken hafif‘te rast geldiğim bir yazıdan:

Sizleri derinden etkileyeceğini düşündüğüm çok ilginç bir olayı da burada paylaşmak istiyorum. Amerika’da Texas Eyaletine bağlı bir hapishane’de çok cesur bir idam yöntemi gerçekleştirilmiş geçtiğimiz yıl ve bu olaya akredite olan bir Türk tarafından da belgelenmiş. Texas’da cinayetle yargılanıp ölüme mahkum edilen bir hastaya acısız bir ölüm isteyip istemediği sorulduğunda cevabı evet olmuş. Bunun sonucunda idam günü koltuğa bağlı bir şekilde ölümü bekleyen mahkumun açık bileğine ılık su damlaları akıtılmaya başlamış, telkin yöntemiyle de bileğinin yeni çıkan acısız bir makineyle kesildiği ancak canının acımayacağı belirtilmiş. Tüyleri diken diken edecek nokta ise mahkumun tam 37 dakika sonra kalp atışlarının durduğu ve öldüğü gerçeği tabi ki. Mahkum yavaş yavaş kan kaybından öleceğine inandırılmıştı, kan akışı ılık su damlatılarak dikte edildi ve adrenalin zehirlenmesi ya da herhangi bir etki yüzünden bu kişi kendi kendini hem de acısız bir şekilde öldürmüş oldu. Peki bu noktada beyin gücümüzle kendimizi öldürebiliyorsak acaba ölümden de kurtarabilirmiyiz? Devamını okuyun »

Yahu hani bu okullarda bireylerin kendilerini geliştirmeleri sağlanacak, kendilerini ifade güçleri arttıralacak, özgüven kazandıralacak ve bu sayede ülkemiz sürekli gelişecekti? Okullarımız işin öğretim kısmının üstesinden gelebiliyor. Ancak işin sadece bununla bitmediği ortada. Bilgi dolu beyinler kişilik özellikleri ile desteklenmediği sürece ne işe yarar ki?

Okullarda ve öğretmenlerde değişmesi gereken bir şeyler var. Her şeyden önce yukarıda da söylediğim gibi öğrenci kendini ifade edebilmeli. Büyüklerimizden sık sık duyarız “Öğretmenimiz karşısında titrerdik, ağzımızı açamazdık.” Kendini ifade etmeyen, fikirlerini ortaya dökmeyen bir çocuk. Ne kadar hoş değil mi. Öğretmenler çocukların fikirlerini geliştirmeleri için uğraşması gerekirken, kendilerine ters gelen veya bir şekilde hoşlarına gitmeyen bir söz söylediler mi eskiden çocuğu döverlerdi şimdi de sözleriyle saldırıyorlar. “Öğretmenler de insan” olabilir ama ülkemiz için bu kadar önemli ve kutsal bir mesleğe mensup insanların görevi çocukları yetiştirmeleri, buna aykırı şeyleri elbette eleştireceğiz.

Bir diğer nokta da okullarda ki disiplin durumu. Bugüne kadar bir bakan gelip de “Öğrenci bunlar, kavga edicekler, okuldan kaçacaklar, kopya çekecekler.” dedi mi? Öğrenci psikolojisini umursamayan bir disiplin yönetmeliği var. Kravatlar düzgün, gömlekler içeri! dediniz de ne oldu? Kaç öğrenci yapıyor bunu. Ve bunu yapan öğrenciler ne kazanıyor? Disiplin mi? Geleceğe mi hazırlanıyor? Öğrencilerin saçı, sakalı veya gömleği kurallarda ki gibi olmadığı zaman kaybedilen bir şey yok. Disiplin denemez buna. Bir insanı gömleği düzgün olmadığında, saçı sakalı uzun olduğunda ceza vermekle tehdit ederek onun disiplinli olmasını sağlamak mümkün mü? Yoksa onların okuldan soğumasını mı sağlar?

Hep çok söylenmiş şeyler bunlar. Ama artık birilerinin dikkat etmesi gerek. Okul nefret edilecek, boğucu bir ortam olmamalı. Sakal gençlere yakışır yahu.

[Bu da aynı kelime ile başlayıp aynı kelime ile biten öyle bir yazı oldu.]

Biraz Asaf, Biraz Süreya…

Yazan: Aras

Kategori: Şiir

16 May 2009

Sosyoblog’ a bir şeyler yazayım diye düşünüyordum, okuyucumuz az olsa da biraz şiirin herkesin hoşuna gideceğini düşünüyorum. Özdemir Asaf ve Cemal Süreya’ dan hoşuma giden dizeler, siz de muhtemelen duymuş, keyif alarak okumuşsunuzdur bunları. Bu keyfi bir daha yaşamak hoşunuza gidecektir eminim :).

[Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
...

Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik ]
Cemal Süreya


[Kim istemez mutlu olmayı
Ama mutsuzluğa da var mısın?]
Cemal Süreya

[Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!
...
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!]
Cemal Süreya

Devamını okuyun »

Tunç Kılınç‘ın bir yazısı vardı, “Nefesimi Kesecek Anlar” diye. Belki çıkış noktamız aynıdır ama benim de kafamda, henüz yazıya geçirmemiş olsam da, “ölmeden önce yapmam gerekenler” diye bir şeyler var. Bunların arasında bir gün bir kafede ya da bir bankta, oturulan herhangi bir yerde, tanımadığım bir insanın yanına gidip muhabbet açmak gibi garip bir düşünce de yok değil. Bunu söylediğim insanların kimi garip karşıladı, kimi ruh hallerine de bağlı olarak belki bir yabancının muhabbetinin tümden reddedilebilir olmadığı düşüncesinde oldu. Ama her neyse, var aklımda böyle bir şey.

Ben bu yabancılarla muhabbet fikrinin fena olmayabileceği düşüncesindeyken birileri benim gibi düşünmüş olsa gerek, güzel bir şeyler üretmiş, adı Omegle. Devamını okuyun »

Bit

Yazan: Aras

Kategori: Şiir

8 May 2009

Bitmek üzere başlıyor her şey,

Bitirmemek üzere başlıyoruz her şeye,

Ölmemek üzere doğuyor insan,

Bir daha sevmemek üzere ayrılıyoruz.

Sonunda yine ölüyoruz,

Yine seviyoruz.

Aras.

Bir süredir yazı ekleyemedim. (Kendime göre) geçerli sebeplerim de yok değil. Önce bilgisayarımda performans artırmak için bazı değişiklikler yapılması gerekti, bilgisayarımdan uzak kaldım. Ardından eve hırsız girdi ve diz üstü bilgisayarı çaldı. Birkaç gündür de eski hard diskimdeki dosyaları kurtarma çabamdan ve hafif üşengeçlikten dolayı yaz(a)madım. Buralardan uzak kalışımı kısaca böyle açıklayabilirim.

Ancak bu uzak kalışım kendime bir nebze faydalı oldu.
Öncelikle bir lifehack: Kapınızın kilidini rozet kilit olarak tabir edilenle değiştirin. Belki biraz pahalı ancak hırsızlığa karşı sigortanız yoksa canınız daha fazla yanmadan kendinizi güvende hissedin. Çok da ertelemeyin, hiç beklemediğiniz bir anda bu olayla karşılaşıp şoke olabiliyorsunuz.
Uzun zamandır okumayı ertelediğim bir kitap olan Dijital Kale‘yi okuma fırsatı buldum. Oradan öğrendiğim bir şifreleme yöntemini de paylaşmak istedim.

Gerçi tabi ki bilgisayarlar ile istediğiniz metni değişik dillerdeki kod dizilerine çevirip şifrelemenizi oluşturmanız da mümkün, ama bu işi elle yapıyor olmak da bence ayrı bir zevk.

Kitapta; yöntemden Jül Sezar‘ın kutu şifreleme yöntemi olarak bahsediliyor. Ve bir metni şifreleyerek anlamsız görünen harfler dizisine çevirmenizi sağlıyor.

BTİY EEAA AKGÖ NENL NİEN CNGI ALLT EAÖS ÇEEE SZZI OYNM İIAN KİBE ZNTI ECUB DDMZ

metninin mantıklı bir geri dönüşü olabilir mi? Var. Devamını okuyun »

Sosyoblog

Sosyoblog, müzik, film, kitap, tasarım, matematik, edebiyat, trendler gibi konularda ilgimizi çekenlerin özgün halde muhabbet tadında sunulduğu bir blogdur.

Konusunu gündelik hayattan alan bu blogda Aras ve Demircan, farkına vardıkları ilginç bilgilerden, az bilinen şahane gruplara kadar kişisel beğenilerini dile getiriyor. Zaman zaman paylaşacak ilginç şeyler bulanlar da bloga konuk oluyor.

Rss - Twit!

Rss Takip. Twitter'da Takip Edin.

Reklam

Student Social Network

Rastgele Yazılar

  • şeyma: sehabe (ya da barış abi:D), normalde rap müzikten çok hoşlanmazdım... anlamsız bulurdum... an [...]
  • -mustafa: agalar abartılı resim nasıl yapacazz [...]
  • Yiğit: müthiş bir yazı olmuş severek okudum başlamayan arkadaşlara öneririm 26 saatte tam 85 bölüm [...]
  • irem: çok iyrenç [...]
  • Aras: Hayır, kitabı bildiğiniz gibi okumaya başlayın. Sayfa numaraları sadece bir geri sayım imgesi [...]