Daha önce yayımlamış olduğumuz Japonya’dan Dünya’ya: Anime ve Manga Çılgınlığı adlı yazımızın devamı olarak, popüler manga serilerinden One Piece‘ten bahsetmek istedim sizlere.
One Piece, Eiiçiro Oda adlı mangaka (Japonca’da manga çizenlere verilen isim) tarafından yazılan ve çizilen haftalık manga serisidir. Japonya’da haftalık Shonen Jump adlı dergide ağustos 1997′den beri yayınlanmaktadır. Manga serisi 23 ülkede 16 farklı dilde basılmaktadır ve anime serisi de 20 ülkede 13 dilde yayınlanmaktadır.

Seri, Luffy adlı başkarakterin hayali olan korsanlar kralı olmak üzerine kurulmuştur. Korsanlar kralı olabilmek için dünyanın en büyük hazinesi olan One Piece ele geçirilmelidir. Devamını okuyun »
Bunları birine daha okutma zorunluluğu hissettim. Söyleyeceğim, söylesem anlayacak, anlasa sarılacağım birini bulamadım zira.
Ekşisözlük’te raks ederken Cemal Süreya başlığına denk geldim, gelmez olaydım. Hayran kaldım üstada, bir kez daha.
hayatta kalmam büyük iddia
bunca kötülüğe rağmen kandıramazsın
beni tanrım,
aklımda.
-
adını titizce saklayan bir sokak buldum
şimdi söyleyemem hangi alanın arkasında,
oradan geçerken hep seni düşünüyorum,
belki de oralarda bir yerdesin,
sen tavşan aralığı,
sen ağzımın tadı,
bir buluş gibisin!
-
şimdi sen kalkıp gidiyorsun, git.
gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar, gitsinler.
oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
-
yaşayanlar unutmuştu bizi
biz öldüğümüzle kalmıştık
-
bir gün seni bırakırım ya
tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu
evet, gün geliyor, bıkıyorum senden,
ama istanbul’dan bıkmak gibi bir şey olur bu
Ben buraya kopyalamaya doymam. Dahasını okumak isterseniz, burdan.
Bir kitap yazacak olsam mutlaka içine sadece bakmayı bilen gözlerin görebileceği bir şey gizlerdim. Hatta bunu blog yazılarımın bazılarında yapmıyor değilim. Ama bir gün o mükemmel insan çıkıp diyecek ki, “Şu yazına gizlediğin şu metni farkettim ve harikulade bir şeydi.” Böyle bir şey olmayacak tabi ki ama gizlemezsem olma ihtimalini de sıfıra indirmiş olurum, böyle yine de bir umut var, değil mi :)? (Şakaydı, şimdiye dek pek denemedim blog yazılarıma gizli metinler yerleştirmeyi :). Şimdiye dek.)

Bilen gözler diyordum. En azından benim gibi bakmayı bilen. Geçenlerde Enis Sınıksaran‘ın Şansın Matematiği kitabını okurken benzer bir şeye rast geldim. Kutsal kitap şifrelerinden bahsediyordu. Enis Sınıksaran‘ın kitapta referans verdiği programı kullanmayı başarabilsem daha ne şifreler yaratırdım da şimdilik bu sıcak yaz günlerinde sizi susatacak bir tanesiyle devam ediyorum.
Yazının ilk paragrafında bir şekilde “bira içme” metnini gizledim. Nasıl yahu derseniz kolayca görülebilmesi için şu noktalama işaretleri ve boşluklardan sıyrıldıktan sonra kalan yazımıza bir bakalım:

Mesaj kaygılı şifre oldu. Yanlış anlaşılmasın, birayı severim :).
Şimdi hikayemize giriş yapalım. Devamını okuyun »
Özyeğin Üniversitesi‘nde kaldığım süre boyunca oyun tarihinin gelişimi hakkında önemli bilgilere sahip olma imkanı buldum. Şimdi bu bilgileri sizlerle de paylaşıyorum. Paylaştığım bilgileri Momentum A.Ş’de çalışan Tolga Abacı’nın Oyun Haftası için hazırladığı sunumdan aldığımı belirtmeliyim.
Siyah beyaz oyunların dönemi imiş. Şahsım adına, bu dönemin oyunlarına dair bir şey hatırlamıyorum. Discrete logic denilen oyuna özel devrelerin üretildiği bu dönemde televizyonda oynanan ilk bilgisayar oyunu ATARI Pong çıkmış. Bunun dışındaki oyunlar oyun salonlarındaki büyük makinelerde oynadığınız türdenmiş.
Dönemin oyunlarından bir kaç örnek:

Nesil 1: Atari Pong

Nesil 1: Breakout

Nesil 1: Gun Fight

Magnavox Odyssey, ATARI Pong ve klonları
Bu dönemde siyah-beyaz oyunlardan renkli oyunlara geçildiğini görüyoruz. 8-bit mikroişlemci tabanlı makineler kullanımda. Oyunlar kartuşlar üzerinde bulunuyor. Bazı ünlü oyun firmaları bu dönemde kuruluyor:
Bu dönemin oyunlarını çoğunuzun hemen hatırlayacağına eminim, zira benim çocukluğumun bir kısmı bunlarla geçmiştir. İşte birkaç örnek:

Nesil 2: Space Invaders Devamını okuyun »
Özyeğin Üniversitesi’nde kaldığım süre beni mutlu eden bir kaç gelişme oldu. Bir tanesi yakında Sosyoblog‘da yazmaya başlayacak yeni arkadaşlarım, bir tanesi ise İbrahim Mumcu‘nun pasladığı mim. Onunkini buradan okuyabilirsiniz, kendisine teşekkür ediyorum ve cevaplamaya başlıyorum :):
1) Hangi işleri yarım bırakırsın ya da bıraktığın neler var?
Bir şeyden keyif almamaya başladığımı hissedersem yarım bırakıyorum, başlarda hoşuma giderken zamanla canımı sıkan yönlerini keşfettiğim şeyler bunlar. Bu bir dizi veya film de olabilir, bir tasarım düşüncesi de, bir blog yazısı da (30a yakın yazı taslağım var içerde :)). Örneğin en son Turkstaff için geliştirmeye çalıştığımız bulmacayı yarım bıraktım, daha doğrusu askıya aldım.
Bir de yarım bırakmak denemez ama şöyle bir özelliğim var. Düzenli değilim ama sistematiğim, aynı zamanda unutkanım, ek olarak zorunluluk gerektiren işleri; öncelik sırası eğlenceli işlerinkinden daha önde bile olsa öne almayı becemiyorum. Mesela 30 sayfalık matematik dönem ödevini son gece sabaha doğru bitirmek buna bir örnek. Ya da arkadaşımın hediyesini evde unutup sınavdan dolayı eve dönemediğimde başka bir arkadaşımı çağırıp, anahtarı verip, eve gidip hediyeyi bana getirmesini istemek ve okul bitmeden hediyeyi diğer arkadaşıma yetiştirmek gibi anılarım yok değil. (Ev ile okulum da pek yakın sayılmaz :))
Aras‘ın bana hediye ettiği bir t-shirt’ün üstünde beni anlatan bir cümle var: “Never on schedule, but always on time” (Asla planlı değil, ama hep tam zamanında).
2) Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?
Neyse ki yok.
3) En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı? Devamını okuyun »
Yazan: Demircan Çelebi
Kategori: Etkinlikler |Hayata Dair |Kişisel Beğeniler
10 Tem 2010Pazartesi gününden beri Bilgisayar Oyunu Atölyesi-II Programı için Özyeğin Üniversitesi’ndeydim. Kısaca bir bahsedeyim: Processing denilen ve Java’ya oldukça benzeyen ancak kolaylaştırılmış ve görsel yönü artırılmış bir programlama dili var. Özyeğin Üniversitesi‘nde bu dil ile oyun geliştirmeyi öğrenmenin yanı sıra, oyun tarihinin gelişimi ve yeni nesil oyun teknolojileri gibi konular üzerine de dersler aldık. Sınıf derslerinin yanı sıra, programlarken her takıldığımızda bizlerle bire bir ilgilenerek, mantığı açıklayıp cevapları çoğu zaman bize buldurmaları, öyle sanıyorum ki dili öğrenmemizde oldukça etkili bir yöntem oldu.

Özyeğin Üniversitesi yeni kurulmasına karşın öğretmen kadrosunun tanışabildiğim kısmı oldukça iyi bir izlenim bıraktı. Boğaziçi, Bilkent gibi üniversitelerden mezun öğretmenlerle konuşurken dahi zekalarını ve bilgili oluşlarını sezebiliyorsunuz. Programımdan dolayı pek fazla kampüsü gezme imkanı bulamadım ancak yemeklerinin güzel olduğunu söyleyebilirim :). Bizleri etkinlik boyunca gerek üniversitede, gerekse Öğrenci Konukevi’nde oldukça iyi ağırladılar. Araştırma ve burs imkanlarının genişliği sayesinde ileride Özyeğin Üniversitesi adını daha sık duyacağımızı tahmin ediyorum.
Bu değerli öğretmenlerle tanışma, güzel arkadaşlıklar edinme, Processing dilini öğrenme ve aralarda da bolca PS3 ile Wii oynama fırsatını yarattıkları için kendilerine çok teşekkür ediyorum. Benim için oldukça faydalı bir etkinlik oldu. Tekrarlanması halinde programlamaya ilgi duyan ve vakti olan biri kesinlikle kaçırmamalı. Robot programlama ile ilgili bir etkinlik düzenleme fikirlerinin de olduğunu duydum. Gerçekleşirse ve vaktim olabilirse ona da katılmayı çok isterim. Processing‘den de yakın zamanda bahsetmeye başlayacağım.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, T.C. Yayıncılar Birliği ve Milli Kütüphane gibi önemli kuruluşların desteği ile Türkiye’nin en büyük kitapsever topluluğu imiş Kitapokuyoruz.com
Daha önce yine bir kitap sitesi hakkında yazmıştım. Ancak kitapokuyoruz.com ‘un veritabanındaki kitap sayısı daha fazla. Sitede kitaplar, yazarlar, yayınevleri, çevirmenler hakkında bilgiler bulunuyor. Yorum yapıp puanlayabiliyorsunuz.
Şayet dikkate alırlarsa 1-2 öneri: Üyelik butonunu birazcık aradım açıkçası, üst navigasyon yerine giriş’in yanına koymak daha mantıklı olacaktır. Bir de formun uzunluğunu görünce cayasım gelmedi değil. Mail – şifre – tamam olmalı. Bunu görüp kaçırdıkları kullanıcı sayısı az değildir bence.

Yine de site hoş. Gerçek zamanlı bildirme sistemi de güzel. Bir yazarı takip ediyorsunuz mesela, yeni kitabı çıkarsa size haber veriyor. Ya da kitabı takip ediyorsunuz, yeni yorum gelirse bildiriyor falan. Hoş yani.
Yazan: Demircan Çelebi
Kategori: Grafik Tasarımı |Kişisel Beğeniler |Tasarım
30 Haz 2010Daha önce şurada Houdini ile mükemmel animasyonlar hazırlanabildiğini söylemiştim. Bir de 4 saniyelik kısa bir animasyon yapmıştım. (Yazının sonuna onu da koydum.) Şimdilerde de can sıkıntısından modelleme yapmaya çalışayım dedim. Güzel olduğunu söyleyemem ama ilk deneme için fena değil gibi de geldi bana. Uç kısmını daha düzgün yapabilsem daha hoş olacaktı ama neyse artık. Şöyle bir kaşık yaptım:





Renault, doğayı iyileştirmeye yönelik değişim hareketini, WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Derneği) işbirliğiyle gerçekleştirdiği ‘Değişimin Resmi’ kampanyasıyla destekliyor.
degisiminresmi.com, Renault ile doğadaki değişim için çevresine değer veren herkesi işbirliğine çağırıyor. Sosyal mecralar kanalıyla doğaya duyarlılığını sergilemek isteyen tüm internet kullanıcılarına açık olan çevresel sorumluluk kampanyası, fotoğraf bağışlarının gerçek bağışlara dönüşmesiyle hayat buluyor.
Sitede yer alan büyük bir resim, kampanyaya katılanların fotoğraflarıyla bir mozaiğe dönüşerek tamamlanacak. Bağışlanan her bir fotoğraf karşılığında Renault, WWF Türkiye’ye doğanın olumlu değişimine katkıda bulunacak miktarda maddi bağışta bulunuyor.
Sosyoblog, müzik, film, kitap, tasarım, matematik, edebiyat, trendler gibi konularda ilgimizi çekenlerin özgün halde muhabbet tadında sunulduğu bir blogdur.
Konusunu gündelik hayattan alan bu blogda Aras ve Demircan, farkına vardıkları ilginç bilgilerden, az bilinen şahane gruplara kadar kişisel beğenilerini dile getiriyor. Zaman zaman paylaşacak ilginç şeyler bulanlar da bloga konuk oluyor.